Öğrenme Psikolojisi Çalışma Notları - Kapsamlı Genel Özet

Konu, 'Öğrenme Psikolojisi' kısmında Sûkutta Bir Mülteci tarafından paylaşıldı.

  1. 1. BÖLÜM

    ÖĞRENME
    PSİKOLOJİSİNE GENEL BAKIŞ


    Ölçme:
    Laboratuvar
    Gerçek Yaşam
    Hayvanlar
    Değişkenler
    »Bağımlı Değişken
    »Bağımsız Değişken
    Doğal Gözlem-Deneysel Gözlem


    Öğrenmeye İlişkin Temel Kavramlar

    Öğrenme davranışta bulunmada bir artış ya da azalma ile sonuçlanabilir.
    Öğrenme, her zaman bir organizmanın gözlenebilen hareketleriyle kendisini göstermez. Öğrenme davranışsal anlamda sessiz olabilir.
    Öğrenme, davranışsal, nörofizyolojik ve hücresel düzeyde araştırılabilir.
    Öğrenme davranışın özel bir nedenidir.

    Öğrenme yalnızca deneysel yöntemler ile araştırılabilir. Doğal gözlemler bir dereceye kadar kanıt sayılabilir; ancak, ilgilenilen bir davranışın nedeninin öğrenme olduğunu göstermez.
    Öğrenme belirli bir yaşantıdan geçirilen bireyler ile bu yaşantıdan geçirilmeyen bireyler arasındaki davranış farklılığından çıkarsanır.
    Öğrenmenin çalışılmasında kontrol yordamları, edinim ya da deney yordamları kadar önemlidir.

    Öğrenmenin (Davranışsal Değişimin) Kaynakları
    Evrim
    Olgunlaşma
    Yorgunluk
    Uyarıcı Değişmesi
    Güdüsel Etkiler











    Öğrenmenin Analiz Düzeyleri



    Araştırma Düzeyi Öğrenme Mekanizması [​IMG]Öğrenmenin Niteliği

    Öğrenme davranışta bir değişimin meydana gelmesi halidir.
    Davranıştaki değişme oldukça kalıcı ve uzun sürelidir.Yani öğrenme oldukça kalıcı bir davranış değişikliğidir.
    Öğrenme bireyin aktif oluşunun, birtakım edimlerde bulunmasının veya yaptığı egzersizlerin sonucudur.
    Öğrenme gerçekleşmiş ise transfer edilmesi de söz konusudur.

    Öğrenme doğrudan doğruya gözlenemez. Gözleyebildiğimiz bireyin performansıdır. Performans ise öğrenme ile birlikte başka değişkenlerin de ortak fonksiyonudur.
    Öğrenme kişinin daha sonra karşılaşacağı durumlara farklı bir yaklaşım göstermesidir.
    Öğrenme davranışın referans çerçevesindeki işaret ve ipuçlarında değişme demektir.





    Öğrenmeyi Etkileyen Etkenler

    Öğrenenle İlgili Etkenler (Kişisel Etkenler)
    Yaş
    Zekâ
    Güdülenme (Motivasyon)
    Genel Uyarılmışlık Hali ve Kaygı
    Fizyolojik Durum
    Önceki Öğrenilenlerin Aktarılması
    Öğrenme Yöntemleri İle İlgili Etkenler
    Öğrenilecek Malzemenin Türü İle İlgili Etkenler
    Öğrenme Ortamı İle İlgili Etkenler



    DAVRANIŞÇILIK BEHAVİOURİZM VE ÖĞRENME

    PAVLOV VE DAVRANIŞÇI ÖĞRENME
    * Klasik Koşullama: bir davranışın geçirilen normal şartlarda bu davranışa neden olmayacak başka bir uyarıcıya bağlı olarak gösterilmesi.

    * Pavlov’un Deneyleri

    Koşulsuz Uyaran: Organizma için doğal olan ve tepkiyi otomatik olarak meydana getiren uyarıcıdır.

    Koşullu Uyaran:, başlangıçta nötr bir uyarıcı iken, koşulsuz uyarıcı ile birlikte verilerek koşulsuz uyarıcının meydana getirdiği etkiyi paylaşması sağlandıktan sonra tek başına verildiğinde de organizmada doğal ve otomatik tepkiyi oluşturan uyarıcıya koşullu uyarıcı denir.

    Koşulsuz Tepki: koşulsuz uyarıcıya verilen otomatik tepkidir.

    Koşullu Tepki: sadece koşullu uyarıcın meydana getirdiği doğal, otomatik tepkidir. Aslında koşulsuz ve koşullu tepki her zaman aynıdır. (Salya)

    U-T (S-O-R) Bağı:
    Uyaran- organizma- yanıt bağı…

    Takviye (Pekiştireç-Ödül): Klasik koşullanmada pekiştirme koşulsuz uyarıcının meydana getirdiği etkidir.

    Genelleme: Organizmanın, koşullu uyarıcıya benzer diğer uyarıcılara da aynı tepkide bulunma eğilimidir.

    Ayırt Etme: Organizmanın, koşullama sürecinde kullanılan koşullu uyarıcıyı diğerlerinden ayırt ederek tepkide bulunma eğilimidir.

    Sönme: koşullu uyarıcının artık tek başına koşullu tepkiyi oluşturamamasına sönme denir.

    Kendiliğinden Geri Gelme: Sönmeden bir süre sonra tekrar koşullu uyarıcı tek başına verildiğinde, geçici olarak koşullu tepkinin meydana gelmesine kendiliğinden geri gelme denir. (daha az ve kısa süreli bir tepkidir)


    WATSON VE DAVRANIŞÇI ÖĞRENME
    Klasik Koşullama
    Watson’un Deneyleri
    »Albert ve Korkunun Yerleştirilmesi Deneyi
    Watson’un Wundt’un İçebakış (Introspection) Yöntemine Karşı Önerdiği Metodlar:
    William Wunt yapısalcılığına karşı çıkmış, içgözlem (içebakış) yönteminin geçerli bir yöntem olmadığını savunmuştur. Bilimsel olabilmek için psikolojinin gözlenebilir ve ölçülebilir davranışları konu edinmesi gerektiğini belirtmiştir. Watson’a göre psikoloji, davranış ve davranışın yaşantı yoluyla nasıl değiştirileceğini araştırmalıdır. Bilincin çalışması filozoflara bırakılmalıdır. Sistematik bir öğrenme kuramı geliştirmemiştir. O’na göre insanlar doğmaz, yaratılır. Bir bebek koşullanma yoluyla, suçlu, doktor veya sporcu olarak yetiştirilebilir. Watson’un Öğrenmeye İlişkin Görüşleri John Watson, eğer köpek koşullanabiliyorsa insanda koşullanabilir düşüncesiyle yola çıkmış ve arkadaşı Rayner ile 10 aylık Albert isimli bir bebek üzerinde çalışmışlardır.

    Aletle veya Aletsiz Gözlem:
    Gözlenemeyen hiçbir davranış öğrenme olarak algılanamaz, bu nedenle gözlem yoluyla edineceğimiz kesin bilgiler ışığında öğrenmeyi değerlendirebiliriz. Albert deneyinde gözleyerek öğrenmeyi takip edebiliyoruz.

    Testleme Yöntemleri:
    Çeşitli testler ile öğrenmenin gerçekleşip gerçekleşmediği hakkında doğru bilgiye ulaşabiliriz.

    Sözlü İfade (Verbal Report) Yöntemi:

    Koşullu Refleks Yöntemi:
    Koşullu tepkidir.

    Watson ve Çevrecilik:
    Watson’a göre organizmanın özgür iradesi sözkonusu değildir, çevre bu noktada kesin belirleyicidir.

    Watson ve Asossiyasyon:
    Uyarıcı kombinasyonları (uyarıcı çiftleri) hakkında ne öğrendiğimizdir. Çağrışım bağı…

    Watson ve Tekrar ve En Son Yapılan Tepki: Bir uyarıcıya verilecek tepki o uyarıcıya karşı en son yapılmış ve en sık tekrarlanmış tepkidir.
    Çözdüğün bir problemi tekrar çözmekten hoşlanmak.

    Watson ve Heyecanlar
    Sevgi, korku, Heyecanlar (SOK) Doğuştan getiridiğimiz heyecanlar, diğer tüm heyecanları öğreniriz.


    GUTHRIE VE DAVRANIŞÇI ÖĞRENME
    Klasik Koşullama
    Guthrie’nin Watson’un Koşullama Prensibinin Daha Genel İfadesi:
    Bir hareketin eşlik ettiği bir uyaran kombinasyonu tekrar verildiğinde aynı hareket tarafından takip edilecektir.”

    Guthrie ve En Son Tepki: belli bir uyarıcı örüntüsüne karşı yapılan sonuncu tepkinin, aynı uyarcı örüntüsü ile karşılaşıldığında tekrar gösterilmesi eğilimidir. Bir olayda en son hangi eğilimi göstermişsek, aynı olayda yine bu en sonki tepkimizi gösteririz.

    Tek deneme: Bir uyarıcı örüntüsü tüm çağrışım gücünü neden olduğu tepkiyle ilk eşleşmesinde kazanır.

    Guthrie ve Yakınlık (Contiguity): dışsal uyarıcının ortaya çıkışı ile ona karşı yapılan en son tepki arasındaki zaman dilimi hareketin yarattığ uyarıcılarla ve bu uyarıcılara yapılan tepkilerle doludur. (Hareket üreten uyarıcı: )

    Uyarıcı ile”tepkiyi bitişik algılamak zordur. Bu bağlamda dışşal uyarıcıların dışında hareketi başlatan farklı uyarıcılar sözkonusu olmaktaydı, bu da içsel uyarıcıdır.

    Guthrie ve Motivasyon:
    İçsel uyarıcılar

    İçsel uyarıcılar : bir tepkinin diğer bir tepki için uyarıcı üretebileceği önerisi yani zincirlemede içsel uyarıcıların kullanıldığını belirtir.

    Guthrie ve Sönme-Unutma: Sönme çağrışımsal bir rekabetin ya da karışmanın bir sonucudur. Yani eski uyarıcı örüntüsüne yeni farklı bir tepkinin öğrenilmesi sonucu eski tepki söner.

    Guthrie ve Eşik Yöntemi:
    Kötü bir alışkanlığın yok edilmesinde yöntem; istenmeyen tepkiyi (alışkanlığı) başlatan, uayaran uyarıcıları bulup, bu uyarıcıların bulunduğu bir ortamda yeni bir tepkinin gösterilmesini sağlamaktır. Böylece o uyarıcılarla istenmeyen davranış arasında kurulmuş çağrışım yok edilerek, bu çağrışım yeni tepkilerle kurulur.
    Çocuğunu özel okula göndermek isteyen anne, özel okula karşı olan babaya yavaş yavaş fikrini kabul ettirebilir. Önce okulların niteliğinin iyi olduğundan genel olarak söz eder. Sonra babanın savunma mekanizmasını uyarmadan resmi okulları yumuşak bir şekilde eleştirir. Zaman içinde yayılan eylemler olumsuz tepki eşiğini aşmadığından, anne istediğini yavaş yavaş babaya kabul ettirebilir.


    Guthrie ve Yorgunluk Yöntemi: Tüm uyarıcılar orijinal tepkiden yani istenmeyen tepkiyi yapmaktan yoruluncaya, bıkıncaya kadar verilir. Daha sonra organizma bu tepkiyi göstermekten bıkıp yorulacağı için aynı uyarıcıya karşı yeni tepki göstermeyi öğrenir.

    Guthrie ve Uyuşmayan Uyaranlar Yöntemi:
    İstenmeyen davranışı meydana getiren uyarıcı ile onunla rekabet edebilecek istenen davranışı meydana getiren uyarıcı sunulur. Kedi sevmeyen bir çocuğa, sevip güvendiği annesinin bir kedi hediye etmesi. Anneye duyulan sevgi ve güvenle, kedi de sevilen ve güvenilen olabilir.

    Guthrie ve Ceza:
    Ceza bitişiklikle çok ilgilidir. Yani, cezalandırılan davranışla onu meydana getiren uyarıcı koşullar arasındaki birlikteliği yok edip, aynı uyarıcıyla, cezalandırılan davranışa zıt bir davranışın birlikte olması sağlanmalıdır. Ceza istenmeyen bir davranışın yerine farklı bir davranış geliştirilebildiğinde başarılıdır.

    Guthrie’de Niyet, Arzu, Gaye: Organizma bir şeyi organize ederken, bir plan yapar ve onu uygular.

    Guthrie ve Dikkat:
    Dişkkat edilen şey, yapılan şey için işaret haline gelir. Hedef davranışın yapılmasını sağlayacak uyarıcılar organizmanın dikkatini çekerek beklenen tepkiyi yapmasını sağlayacak nitelikte olmaları gerekmektedir. Dikkat çekici bir uyarıcıya beklenen tepki verilir.

    Bitişiklik:
    Öğrenme tek bir yasa ile açıklanabilir, o da "bitişiklik"tir. Guthrie bitişikliği; bir uyarıcıya karşı yapılan tepkinin daha sonra aynı uyarıcıyla karşılaşıldığında da gösterilme eğilimi olarak adlandırmaktadır.

    SKINNER, THORNDIKE VE DAVRANIŞÇI ÖĞRENME
    Edimsel (Operant) Koşullama
    Skinner’ın Deneyleri
    »Skinner’ın Kutusu
    Edim (Emits): edimsel davranış kendiliğinden ortaya çıkar ve sonuçları organizma tarafından kontrol edilir.

    Ödül (Reward): Pekiştireç, istenen bir şeyin verilmesidir.

    Ceza (Punishment):Organizmaya istemediği bir şeyin verilmesi ya da istediği bir şeyin verilmemesidir.

    Thorndike’ın Deneyleri




    Etki Yasası:
    Eğer tepkinin sonucu tatmin edici haz verici ise, uyarıcı tepki arasındaki bağın gücü artmaktadır. Tepki rahatsız edici bir duruma yol açarsa uyarıcı tepki arasındaki bağın gücü zayıflar. Eğer, uyarıcının yol açtığı tepki pekiştirilirse, uyarıcı ve tepki arasındaki bağ güçlenir, uyarıcının yol açtığı tepki cezalandırılırsa, uyrıcı ve tepki arasındaki bağ zayıflar.

    EDİMSEL KOŞULLAMA SÜRECİ

    SOSYAL - FİZİKSEL - PSİKOLOJİK ÇEVRE

    Buraya şema girecek…


    HULL VE DAVRANIŞÇI ÖĞRENME

    Edimsel (Operant) Koşullama
    Hull ve Bağlantıcı Öğrenme Teorisi
    Hull ve Alışkanlık
    Hull HipotetikDedüktif Yöntem (Hypotetiko-Deductive Method) :
    Varsayılsal tümdengelim yöntemi,önerme ve teoremlerden çok mantıksal bir yapıya sahiptir. Hull’a göre önermeler doğrudan test edilemeyen davranışlarla ilgili ifadelerdir.

    Hull ve Öğrenme Formülü
    »SER = SHR x D x K
    »S : Uyaran
    »R : Tepki
    »H : Alışkanlık
    »D : Dürtü
    »K : Teşvik Edici (Motivasyon) veya Ödül

    MILLER VE DAVRANIŞÇI ÖĞRENME

    Edimsel (Operant) Koşullama
    Miller ve Dürtü
    Miller ve İpucu
    Miller ve Tepki
    Miller ve Ödül
    Miller’a Göre Korku, Nörotiklik ve Öğrenme
    Miller ve Çatışma
    »Yaklaşma -Yaklaşma
    »Yaklaşma -Kaçınma
    »Kaçınma - Kaçınma




    KLASİK KOŞULLAMA VE EDİMSEL KOŞULLAMA ARASINDAKİ FARKLAR

    Uyarıcının Türü ve Niteliği
    Öğrenilen Davranışın Türü ve Düzeyi
    Edinilen Davranışın Pekiştirilmesi



    3. BÖLÜM
    GESTALT (BİÇİM, ÖRÜNTÜ, BÜTÜN) PSİKOLOJİSİ VE ÖĞRENME

    TOLMAN İLE GESTALT PSİKOLOJİSİ
    VE ÖĞRENME

    Tolman’ın Amaçlı Davranışçılığı
    Bütüncü (Molar) Davranış
    Tolman’a Göre Öğrenme: Beklentiler, Denenceler, Pekiştirmeye Karşı Doğrulama, Bilişsel Haritaların Oluşumu
    Tolman ve Zihinsel Deneme Yanılma
    Performansa Karşı Öğrenme
    Tolman ve Tepki Öğrenmeye Karşı Amaç Öğrenme Kanıtları
    Ödül Beklentisi
    Yer Öğrenme
    Örtük Öğrenme
    Örtük Sönme


    TOLMAN İLE GESTALT PSİKOLOJİSİ
    VE ÖĞRENME

    Tolman ve Amaçlı Davranışçılığı :
    Tolman’a göre davranış, amaçlı etkinliklerdir (amaca yönelik etkinlikler). Bir davranış amaca yönelik ise organizma çevreyi araştırma ve amaca ulaşma çabasını sürdürecektir.

    Bütüncü (Molar) Davranış:
    Bütüncü (Molar) Davranışın ana niteliği amaçlı oluşudur. Davranışı küçük parçalara ayırarak çalışmak, davranışın anlamını kaybettirmektedir. Oysa bütünlüğü olan amaca yönelik davranışlar üzerinde çalışmak gerekir.



    Tolman’ın kuramına göre davranış: amaçlı, bütüncü, bilişseldir.

    Tolman’a göre Öğrenme;
    temel olarak çevreyi keşfetme sürecidir. Yaşantı geçirmeden önceki ilk geçici beklentilere denence der. Denenceler doğrulandığında beklenti devam eder. Örn. Bir öğrencinin saat 12.00 yi öğle yemeğini izleyeceğini öğrenmesi. Kapı zilinibasınca zil sesini duyacağini bilmek.

    Denencelerin doğrulanması:
    pekiştirmeye benzer ama Tolman pekiştireçleri öğrenme değişkeni kabul etmez. Zile basınca zil sesini duyacağını öğrenir insan. Kapı zilini çalmak amaç olduğunda beklenti harekete geçirilir.

    Eğer organizmaya çevreyi keşfetme imkanı verilirse çok sayıda U1-U2, U1,T1,U2 bağlaşımları oluşur. Organizma bunları Organize edilmiş bilgiler olarak saklar. Bu tür bilgi türüne Bilişsel Harita adını verir.

    Tolman ve Zihinsel Deneme Yanılma:
    Organizmanın seçimden önce durup, çözüme götürecek uyarıcıları gözden geçirmesi –bilişsel olarak karar verme ögelerini gözden geçirme-

    Performansa karşı Öğrenme:
    Beklentiler, organizmanın öğrendiği küçük bilgi birimleridir, organizma çevreden çok şey öğrenir. Bu bilgiler ihtiyaç duyuluncaya kadar bellekte saklanır, sessiz kalır. A bankasının yerini biliriz ama ihtiyaç duyuncaya kadar bu bilgiyi kullanmayız.

    Tolman ve Tepki Öğrenmeye Karşı Amaç Öğrenme Kanıtları:
    Tolman’a göre organizma sonuçta elde edeceği ödülü ya da pekiştirme koşullarını bilerek hareket eder ve ona ulaşma yollarını öğrenir.
    Ödül Beklentisi: maymunun muz yerine marulu görünce kızıp yiyeceği reddetmesi
    Yer Öğrenme: hep aynı yöne döndüklerinde pekiştirilen fareler ile nereden başlarlarsa başlasınlar aynı yerde beslenen fareler ile yapılan karşılaştırmalı deneyde yer öğrenen gruptaki farelerin problemleri daha hızla çözmüş olmaları
    Örtük Öğrenme: Kontrol grubundaki (ödül almayan) farelerin gizil öğrenme ile labirenti öğrenip ödül verildiğinde diğer gruptakilerle aralarında bir fark oluşmayacak sonucu vermeleri. Engelleri aşıyorlar, çünkü labirenti biliyorlar ama öncesinde göstermek için nedenleri yoktu!
    Örtük Sönme: Tolman örtük sönmeyi şöyle açıklar: organizmanın öğrenilmiş beklentilerinin karşılanmaması







    Tolman ve Öğrenmenin Değişkenleri:

    Çevresel Değişkenler: Bağımsız değişkenler; hayvanın aç olup olmadığı: deneyin zamanlaması; verilecek nesnenin uygunluğu: susuz ise yiyeceğe ilgi göstermez; deneme sayısı, işaretlerin, ipuçlarının uygunluğu vb.
    Bireysel Farklılık Değişkenleri: her biri çevresel fak. İle etkileşimdedir
    »H: Kalıtım (Heredity)
    »A: Yaş (Age)
    »T: Önceki Eğitim (Previous Traning)
    »E: Organizmanın Hormon, İlaç ve Vitamin Koşulları (Endokrin,Drug, or Vitamin Conditions)
    Ara Değişkenler: tek bir yolu kullanarak değil, hedefe çok çeşitli alternatif yolları değerlendirerek ulaşma

    Tolman ve Öğrenme Türleri:
    Kateksis (Cathexes): Belli dürtü durumlarıyla belli nesneleri ilişkilendirme. Karnı acıkan İtalyanın açlığını gidermeyi makarna ile ilişkilendirmesi
    Eşdeğer İnançlar:Alt amaç esas amaçla aynı etkiye sahip olduğunda ant amaç eşdeğer inanç oluşturmaktadır. Yüksek not alma algısı sevgive kabul edilme ihtiyacını tatmin ediyorsa A alma eşdeğerdir sevgi gorme ve kabul edilme.
    Alan Beklentileri: Organizma neyin neye götüreceğini öğrenir (biliş haritası gibi)
    Alan-Biliş Yolları: Bir problem çözme stratejisi ya da yaklaşımı. Belli durumlarda algısal alanı düzenleme eğilimi
    Dürtü Ayrımları: Sevgiye ihtiyaç duyan birinin davranışı yiyeceğe ihtiyaç duyan birinin davranışından farklı olacaktır (Tolman fizyolojik dürtüler kadar sosyal dürtülere de önem verir)
    Hareket Biçimleri: Tolman kuramında fikirlerin ilişkilendirilmesiyle ilgilendiğinden, hareket biçimini bir eksikliği gidermeye dönüklük olarak alır.

    WERTHEIMER İLE GESTALT PSİKOLOJİSİ VE ÖĞRENME

    Gestaltçiler “bireyin öğrenmesine yol açan şey nedir?” sorusu yerine “birey durumu algılamayı nasıl öğrenmektedir?” sorusunu sorarlar

    Wertheimer ve Algılama
    Gestaltçılar, algı için gözlerin karşılaştığı şeyden çok daha fazlasının söz konusu olduğu söyler; algımız duyu organlarımızca sağlanan temel fiziksel verilerin daha ötesine gider.

    Phi Fenomen (Görünüşteki Hareket Olgusu)
    Wertheimer, “görünüşte devinim (hareket) algısını”, yani gerçek bir fiziksel hareket yokken hareket algısını, labratuarında araştırdı. Takitoskop kullanarak birisi dikey, diğeri dikey olana 20 veya 30 derecelik açısı olan iki yarık boyunca ışığı yansıttı, Eğer ışıklar önce bir yarık, sonrada diğeri boyunca aralarında uzun bir boşlukla (200 milisaniyeden daha uzun) gösterildiğinde önce birinci yarıkta, daha sonrada ötekisinde olmak üzere denekler iki ardışık ışık görünmüştü. Işıklar arasındaki boşluk çok kısa olduğunda denekler ışıkları sürekli görmüştü. Bununla birlikte ışıklar arasında en uygun boşluk (yaklışık 60 milisaniye) olduğunda denekler bir yerden ötekine giden ve tekrar geri dönen bir tek ışık çizgisini görmüştü. Zahiri hareket açıklanmaya ihtiyaç duymaz, algılandığı gibi vardır ve daha basit şeylere indirgenemez.

    Wertheimer ve İçgörüsel Öğrenme
    Öğrenme, sıklıkla, kişinin o anda gerçekten anladığı duygusuyla ve aniden olur; Arşimet’in anadan uryan sokağa “buldum! Buldum!” diye fırlaması durumu. Birey geçmişte sahip olduğu bilgiler ve soruda cevaplanması gereken durum arasında ani bir içgörü ya da yeni algısal örgütleme yapabilir.

    Bu tür öğrenme unutmaya karşı daha dirençlidir ve yeni durumlara transfer edilmesi kolaydır. Birey herhangi bir problemle karşılaştığında, önce düşündüğünün farkında olarak problemi çözmeye çalışır. Çözüm bulamayıp, günlük işlerine daldığında, bir kez problemi girdi yapan üst düzey zihinsel süreçler çözüm yolları üretmeye devam eder. O nedenle beklemediğimiz bir anda içgörü gelişir. “Hah buldum” diyerekte içgörümüzü ifade ederiz.

    Yanı geçmiş deneyimlere sahip olsa bile bireyler farklı akıl yürütme ve problem çözme stratejilerine sahip olabilir. O nedenle içgörüler bireyden bireye değişebilir.

    Wertheimer ve Üretici Düşünme

    Problemlerde başvurulan 2 tip çözümden bahsetmiştir:
    1.A Tipi çözüm; orjinalite ve içgörü içeren çözümler.
    2.B Tipi çözüm; ezberlemeye dönük çözümler.

    Paralel Kenar Problemi:
    Wertheimer çocuklara verdiği bir geometri problemi ile bunu kanıtlamayı düşünmüştür. Önce deneklere bir dikdörtgenin alanının nasıl hesaplanacağını göstermiş; “taban ölçüsünün yükseklikle çarpılması” formülü yerine, dikdörtgeni küçük karelere bölmüş ve alanın bu karelerin alanlarının toplamı olduğunu göstermiştir. Daha sonra çocuklara kağıttan bir paralel kenar vermiş ve bunun alanını bulmalarını istemiştir. Bazıları bunun yeni bir problem olduğunu söylemiş ve çözümü bulamayacaklarını belirtmiştir. Bazıları bir kenarı diğer kenarla çarpan formülü kullanmıştır (B tipi çözüm). Bir çocuk ise, problemi zor hale getirenin 2 çıkıntılı uç olduğunu fark etmiş, makasla bir ucu kesmiş, diğer ucun üstüne yerleştirmiş, böylece paralel kenarı bir dikdörtgene dönüştürmüştür.

    * 1 4 9 1 6 2 5 3 6 4 9 6 4 8 1
    Rekabet- Problemin Sunulması-Problemin Çözülmesi:
    Problem çözme sosyal durumlar içinde geçerlidir. Wertheimer bunu badmington oynayan 2 çocuğu anlatark ortaya koymuştur.Büyük çocuk, küçük çocuğa göre her noktada kazanacak kadar iyi oynuyordu ve küçük çocuk kendisini engellenmiş hissederek, oynamaktan vazgeçti. Bu büyük çocuğu şımarttığı için küçük çocuk için bir problem oluşturmaktaydı. Büyük çocuk, küçük çocuğu kendisiyle oynamaya nasıl ikna edebilirdi?; 1. Bu bir spor diyip, küçüğü yüreklendirse? Büyük ihtimal boş bir uğraş. 2. Kendisine bir engel koyup oynamalarını teklif etse? Daha iyi bir yaklaşım ama tek teraflı yarışın neden olduğu probleme bir çözüm değil 3. Rekabeti, problemin özü görürse, çarpıcı bir çözüm öne sürebilir. Rekabetçi oyunun kazanma noktalarını, birlikte topu ne kadar süre düşürmeden atacaklarını görerek, işbirlikçi bir oyun geliştirmişler ve ikisi de oyundan zevk almışlardır.


    KOFFKA İLE GESTALT PSİKOLOJİSİ VE ÖĞRENME

    Koffka’ya Göre Davranışın Belirleyicileri
    Coğrafi Çevre (Fiziksel ya da Nesnel Gerçek)
    Davranışsal Çevre (Psikolojik ya da Öznel Gerçek)

    Gestaltçılara göre davranışları belirleyen nesnel gerçeklik değil öznel gerçekliktir. Deneyimlerimiz sadece beyinin düzenleme ilkesiyle (Law of Pragnanz) değil, inanç, değer, ihtiyaç ve tutumlarımızca da anlamlandırılır. Aynı nesnel durumda bireylerin farklı davranış göstermesi bu ilkeyle açıklanmaktadır. Gestaltçılar coğrafi çevre (nesnel veya fiziksel gerçeklik) ile davranışsal çevre (psikolojik veya öznel gerçeklik) arasında bir ayırım yaparak bireyin neden o şekilde davrandığını anlamak için davranışsal çevreyi anlamanın daha önemli olduğunu vurgulamaktadırlar








    Koffka’ya İz Teorisi:
    Geştalt öğretisinin bellek kavramına bakışı, algıların birer bellek izi olduğu şeklinde özetlenebilir. Bireyin deneyimleri zihinde bir çalışmaya yol açar. Bu süreç deneyimin türüne göre basit veya karmaşık olabilir. Bu süreç bittiği zaman zihinde bir iz bırakmıştır. Daha sonra benzer bir durumla karşılaştığımızda bu iz davranışımızı etkiler. Her bir sürecin sonunda birey biraz daha değişmiştir ve gelecek deneyimler bu durumdan etkilenir. Bir deneyimin hafızada (zihinde) bıraktığı iz ne kadar güçlüyse sürece etkisi o oranda güçlü olacaktır. Bir başka ifade ile ne kadar çok benzer sorun çözersek o konuda problem çözme becerisi o oranda gelişecektir. Her karmaşık beceri bir çok alt süreçten oluşur ve bu süreçlerin her birinin zihinde iz bırakması söz konusudur. Birbiriyle ilişkili bireysel izler topluca bir izler sistemi oluştururlar. Hafıza da, algı ve öğrenme sürecinde olduğu gibi, anlamlı ve bütüncül olma eğilimi vardır. Bir başka deyişle anlamlı bilgiler hafızaya kolay yerleştirilirken yabancı bilgiler anlamlı veya önceden bilinenlere benzer hale getirilerek kaydedilmeye çalışılır, ve böyle hatırlanır. Örneğin kediye benzer bir şey kedi gibi hatırlanır.

    ·Bellek Süreci – Ön koşullanmalar; matematik hocası iyi anlatmıyor, ben istesemde yapamam
    ·Bellek İzi


    KOHLER İLE GESTALT PSİKOLOJİSİ VE ÖĞRENME

    Köhler’e Göre İz Teorisi
    Köhler’e Göre İçgörüsel Öğrenme
    Önçözüm Dönemi
    Gestaltçılara’a göre problemle karşılaşan organizma çözümden önce çeşitli hipotexler ve ya muhtemel çözüm yolları düşünüyordu. Ama çözümün bulunması, durumu ve çözüm yollarını kavrama aniden meydana geliyordu. (şempanze muza ulaşması için her sopayı birbirine eklemiyordu, garip bir şekilde hiç uymayacak sopalarla uğraşmadan, birbirine uyanları ekleyerek muza ulaşıyordu). Öğrenmenin gerçekleştiği ya da çözümün bulunduğu anda organizma durumu bütünüyle kavramış oluyordu. Bu Thorndike’ın dediği gibi öğrenme deneme-yanılmalarla adım adım gelişen bir olay değildi.
    Transfer Yer Değiştirme, (Transposition) :
    Kavramanın içinde, hatırlama ve transfer (bir durumda öğrenilen malzemelerin, prensiplerin vs. Diğer bir duruma uygulanması) süreçleri de bulunmaktadır. Tavuklar koyu gri ve açık gri karton üzerinden arpa yemeleri deneyinde, açık gri kartondan yemeye çalıştıklarında kovalanmışlardır. Yüzelrce denemenin sonunda, açık gri karton çıkarılmış, yerine koyu gri kartondan daha koyu gri bir karton konmuştur. Tavukların bu sefer her zaman üzerinden yemeyi öğrendiği kartondan değil, daha koyu olan yeni kartondan yemeye devam ettikleri görülmüştür. Halbuki daha önce öğrenmiş oldukları gri tonu bu değildi. Tavuklar “daima daha koyu olana tepki verilmeli, çünkü daha elverişli” gibi bir bütünü, prensibi, ilişkiler örüntüsünü öğrenmektedirler. Bunu da diğer bir duruma aktararak kullanmaktadırlar.
    Köhler’e Göre İçgörüsel Öğrenme ve Problem Çözme
    Ön çözümden çözüme geçiş ani ve tamdır.
    İçgörü yoluyla edinilen çözüme dayalı performans genellikle pürüzsüz ve hatasızdır.
    İçgörü yoluyla kazanılan problem çözümü uzun süre hatırlanır.
    İçgörü yoluyla kazanılan bir ilke, diğer problemlerin çözümüne kolaylıkla uygulanabilir.
    Zeki olanlar içgörüsel çözüme daha kısa sürede ulaşırlar.

    LEWIN İLE GESTALT PSİKOLOJİSİ VE ÖĞRENME

    Lewin ve Yaşam Alanı:
    Belirli bir bireyin belirli bir zamanki davranışını etkileyen olguların ya da gerçeklerin toplamı.
    Lewin, Bir insanın psikolojik faaliyetlerinin bir tür psikolojik alanda veya yaşam alanında (life space) ortaya çıktığını söylemiştir.
    Yaşam alanı, bir insanı etkileyebilme ihtimali olan, geçmişe, şimdiye ve geleceğe ait her tür olaydan oluşur
    Formüllersek; B = f (P, E) >> Kişinin davranışı, kişilik özellikleri ve bulunduğu ortam ile ilgilidir.
    Yaşam alanı, kişinin kendisini, peşinde olduğu amaçları, kaçınmaya çalıştığı olumsuz “amaçları”, hareketlerini kısıtlayan engelleri ve istediğine ulaşması için izlemesi gereken yolları kapsar. Yaşam alanı kavramı fiziksel ya da coğrafi alandan farklıdır. Bu, fiziksel nesne ve diğer gerçek insanların dünyası değil, bireyi etkilediği biçimiyle (varolan) dünyadır. Dolayısıyla, fiziksel olarak çok yakında olsa bile, kişinin farkında olmadığı ve kişiyi etkilemeyen bir nesne onun yaşam alanında bulunacaktır. Benzer biçimde, fiziksel olarak bulunmasa bile, kişinin varolduğunu düşündüğü ve varmış gibi tepki gösterdiği herhangi bir şey onun yaşam alanı içinde bulunur. Eğer bir çocuk yatağının altında kaplan olduğunu sanıyorsa, bir başkası kaplanın yalnızca hayal ürünü olduğunda ısrar etse bile, kaplan çocuğun yaşam alanının bir parçasıdır.

    Yaşam alanın yalnızca kişinin bilinçli olarak farkında olduğu şeylerden oluştuğu söylenemez. Birey, bilincinde olmadığı etkenlerden de etkilenebilir.

    Yaşam alanı, kişinin kendisi ile, onun davranışını etkileyen herşeyden oluşan davranışsal çevresini kapsamaktadır. Yaşam alanında özel bir öneme sahip olanlar ise kişinin peşinde koştuğu amaçlar, kaçınmaya çalıştığı şeyler ya da durumlar ve onun bunlardan uzaklaşması ve yakınlaşması için hareketini kısıtlayan engellerdir.
    Psikolojik Olgular
    Motivasyon, Kişilik,Toplumsal Davranış
    Bilincinde Olunan Faktörler
    Bilincinde Olunmayan Faktörler
    Birey İçin Anlamlı Olan Amaçlar







    Bluma Zeigarnik ve Zeigarnik Etkisi (Zeigarnik Effect)
    Lewin, “gerilim hareket denge sıralaması, ihtiyaç faaliyet rahatlama sıralamasına benzer” der. Her ne zaman bir ihtiyaç hissedilse bir gerilim hali yaşanır ve organizma dengeyi yeniden oluşturmaya çalışarak bu gerilimi çözmek için harekete geçer. Burada gerilim motivasyon veya ihtiyaç anlamındadır ve Lewin, bir amaca ulaşıldığında gerilimin boşaldığını düşünmüştür.

    1927 yılında Lewin’in öğrencisi Bluma Zeigarnik tarafından gerçekleştirildi. Deneklere bir dizi görev verildi ve bunların bir bölümünü tamamlayıp kalanları tamamlayamadan çalışmaları bölündü. Durumla ilgili olarak Lewin’in sisteminden şunlar tahmin edilebilirdi: (1) Yerine getirmesi için bir görev verildiğinde denekte bir gerilim sistemi oluşur. (2) Görev tamamlandığında bu gerilim dağılır. (3) Görev tamamlanmadığında, gerilimin sürmesi büyük bir ihtimalle görevin hatırlanması ile sonuçlanır.

    Zeigarnik’in sonuçları, deneklerin tamamlanmamış görevleri, tamamlanmış görevlerden daha kolay hatırladıkları yönündeki tahminleri pekiştirmiştir. Dürtü davranışa geçirilemediğinde doyuma ulaşılamamıştır.

    Öğrenme motivasyonunu etkileyen içsel ve dışsal etkenler vardır. Dışsal etkenler çok çeşitlidir. Ailenin tutumu, sorunları, öğretmenin dış görünüşü, öğretme teknikleri, öğrencilere karşı davranışları, sınıf ortamının özellikleri gibi bir çok etken bulunmaktadır. İçsel etkenler olmadan çoğu zaman dışsal etkenler motivasyonu sağlamaz.


    GESTALT PSİKOLOJİSİ VE ÖĞRENME:

    Algısal Örgütleme Yasaları (Pragnanz)
    Şekil-Zemin (Figure-Ground) İlişkisi -- Tüm algılamalarda bir şekil ve zemin vardır. Şekil, arka yüzeyi oluşturan zemin içinde anlam kazanır.
    Yakınlık (Proximity) Yasası -- Zaman veya mekanda birbirine yakın olan parçaları birlikte algılama eğilimi vardır.
    Süreklilik (Continuity) Yasası -- Algımızda belirli bir doğrultuyu izlemeye ve elementleri, onları bir süreklilik veya akış doğrultusunda birleştirmeye yönelik bir eğilim vardır.
    Tamamlama (Closure) Yasası -- Algılama sürecinde parçaları eksik olan figürleri tamamlama, boşlukları doldurma eğiliminiz vardır.
    Benzerlik (Similarity) Yasası -- Birbirine benzer parçalar bir grup oluşturacak şekilde birlikte algılanırlar.
    Basitlik ( Simplicity) Yasası -- Bir figürü uyarıcı koşulları altında mümkün olduğu kadar “iyi” görme eğilimimiz vardır. Gestalt psikologları buna pragranz veya “iyi şekil” demiştir.



    Unutma:
    Geriye Getirmedeki Başarısızlık Nedeniyle Unutma
    İz Sistemindeki Bozulma Nedeniyle Unutma – Bellek izleri zamanla kendiliğinden “daha iyi bir gestalt’a dönüşme” eğilimindedir. İyi bir gestalt’ın ne olduğunu belirlemede önceki deneyimler rol alır. Tanıdık, anlamlı biçimler, tanıdık, anlamsız olanlardan daha iyi gestalt olma eğilimindedir.


    DAVRANIŞÇI ÖĞRENME İLE GESTALT PSİKOLOJİSİ İLE ÖĞRENME ARASINDAKİ FARKLAR

    Gestalt Yaklaşım Davranışçı Yaklaşım

    Bütüncü Atomcu
    Büyük, Bütüne Ait (Molar) Moleküler
    Öznel Nesnel
    Doğuştancı Çevreci
    Bilişsel, Fenomenolojik Davranışçı







    4. BÖLÜM
    SOSYAL ÖĞRENME TEORİSİ

    BANDURA VE
    SOSYAL ÖĞRENME TEORİSİ

    Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı’nın Dayandığı İlkeler

    Karşılıklı Belirleyicilik (Birey, Davranış, Çevre):
    Davranışın hem içsel hem de dışsal etmenler tarafından belirlendiğini kabul etmiş; ancak davranışın sadece tek bir etmen ya da basit bir bileşim tarafından belirlenmediğini belirtmiştir. Bandura bunun yerine karşılıklı belirleyici kavramını ortaya koymuştur.
    Karşılıklı belirleyicilik içindeki üç parçadan hangisinin hangisini etkileyeceğini nasıl kestirebiliriz? Bunun cevabı, hangi değişkenin ne kadar güçlü olduğuna bağlıdır. Bazen çevresel güçler bazen de içsel güçler baskın olabilir. Yanan bir binadan kaçan düşük ve yüksek özsaygılı insanlar örneği, bazı durumlarda çevresel etmenlerin nasıl içsel bireysel etmenlerin önüne geçtiğini gösterir. Bazen kontrol edemediğimiz çevresel etmenlerle karşı karşıya kalırız. Genellikle kendi olanaklarımızı ve yenilgilerimizi yaratırız; bazen bunlar bizim için yaratılmış olur. Bandura bu ilkenin adına, ‘karşılıklı belirleyicilik’ adını verir
    Sembolleştirme Kapasitesi:
    ‘Simgeleştirme kapasitesi’ (symbolizing capability) ilkesine göre birey nesnel gerçekliği soyutlamakta, kavramlaştırmakta, kısacası simgeleştirmektedir. Başka bir deyişle gerçeği simgeleştirmektedir. Öğrenme, bu anlamıyla, gerçekle (realite) simgeleştirme arasında bir gidip gelme sürecidir

    Öngörü Kapasitesi:

    Bandura, insanların çevresinde olup bitenlere sembolik süreçlerle hemen tepkide bulundukları gibi geleceğe yönelik davranışları da geleceği görebilme kapasitelerini kullanarak düzenleyebildiklerine inanmaktadır. İnsanlar, gelecekte başkalarının kendilerine nasıl davranacaklarını tahmin edebilmeli, hedeflerini geleceği planlayabilmelidirler. Yani düşünce etkinlikten önce geldiği için insanlar ileriyi düşünebilmektedir.


    Dolaylı Öğrenme Kapasitesi:
    Sosyal bilişsel kurama göre, insan öğrenmelerinin bir çoğu, modelin yaptığı davranışları ve bu davranışın sonucunda elde edilen ürünün dolaylı bir şekilde gözlemlenmesi sonucunda kazanılmaktadır. Özellikle çocukların pek çok davranışı, genellikle başkalarının davranışlarını ve davranışların sonuçlarını gözleyerek öğrenmektedirler. İnsanlar başkalarının deneyimlerini gözleyerek çok şey öğrenmektedirler. Bu nedenle dolaylı öğrenme kapasitesi sosyal bilişsel kuramın bir başka deyişle gözlem yoluyla öğrenmenin temelidir.

    Kendini Düzenleme (ÖzDüzenleme) Kapasitesi:
    Bandura, bireyin performans standartları ulaşabileceğinden çok yüksekse, birey için mutsuzluk kaynağı oluşturacağını belirtmektedir. Bireyin, kendi değerlendirmeleri sırasında, performans standartlarına ulaşamadığını görmesi giderek kendini değersiz hissetmesine, amaç yokluğuna ve depresif reaksiyonlara neden olmaktadır. Amaçlarının ulaşılamayacak kadar güç ve uzak belirlenmesi bireyi hayal kırıklığına uğratabilir. Bu nedenle ulaşabilecek yakın amaçlar belirlemek, bireyi herekete geçmek için güdüleyeceği olduğu gibi, sonuçtan tatmin olmasını da sağlar. Birey, kendi kendini değerlendirmesi sonucunda kendini içsel olarak pekiştirir. Davranışın düzenlenmesinde içsel pekiştirmeler, başkalarından alınan dışşal pekiştirmelerden daha etkilidir.


    Kendini yargılama (Öz Yargılama Kapasitesi:

    Sosyal bilişsel kuramın en önemli ilkelerinden biri de insanların kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma, kendilerini yansıtma kapasiteleridir. Bireyler, kendileriyle ilgili fikirlerini kaydederler ve etkinliklerinin sonuçlarına göre, bu fikirlerinin yeterliliği hakkında yargıda bulunurlar. Bütün bu yargılar, bireyin her hangi bir işi başarılı olarak yapmada ne derece yeterli yetenekleri olacağına ilişkin görüşünü geliştirir.

    Bu ilkeye göre bireylerin öğrenme yeterlilikleri ile ilgili, kendi kendilerini algılamaları önemli olmaktadır. ‘Benim bellek yeteneğim nedir?’ ‘Akıl yürütme yeteneğimin sınırı nedir?’ ‘Öğrenmedeki başarımı en çok hangi öğrenme yöntemi etkilemektedir?’ benzeri sorular, öğrenmeyle ilgili olarak bireyin kendi kendisini sorgulayarak, değerlendirmesini anlatır. Ancak değerlendirmelerin, kuşkusuz gerçekçi, güvenilir, dahası bilimsel olması gerekir.


    Gözlem Yoluyla Öğrenme Süreçleri
    Dikkat (Etme) Süreci
    Hatırlama (Hatırda Tutma) Süreci
    Davranışa Dönüştürme (Davranışı Meydana Getirme) Süreci
    Güdüle(n)me Süreci

    BANDURA VE SOSYAL ÖĞRENME TEORİSİ

    Bandura’ya Göre Model Alma Yoluyla Kazanılan Ürünler:
    Birey başkalarını gözleyerek yeni bilişsel beceriler ve psiko-motor beceriler öğrenebilir.
    Bireyin modeli gözlemesi sonucu, önceki öğrenmiş olduğu yasaklar ya güçlenir ya da zayıflar.
    Gözlemci için model sosyal bir harekete geçirici olarak görev yapabilir.
    Gözlemci, modelden çevrenin ve eşyaların nasıl kullanılacağını öğrenir.
    Gözlemci, modelin duygularını açıklama biçimini gözleyerek kendi de benzer biçimde duygularını açıklayabilir.

    Bandura’ya Göre Öz Yeterlik :
    Bireyin, belli bir performansı göstermek için gerekli etkinlikleri organize edip başarılı olarak yapma kapasitesine ilişkin kendi yargısına denir. Öz yeterlik yargıları dört kaynaktan elde edilir.
    Bireyin doğrudan kendi yaptığı başarılı ya da başarısız etkinlikler sonucunda elde ettiği bilgiler.
    Dolaylı yaşantılar.
    Sözel ikna.
    Psikolojik durum.

    Bandura’ya Göre Öz Düzenleme :
    Bireyin kendi davranışlarını gözleyip, kendi ölçütleriyle karşılaştırarak yargıda bulunması ve gerekiyorsa davranışlarını ölçütlerine uygun hale getirmesidir.











    ROTTER VE SOSYAL ÖĞRENME

    Bilişsel Süreçler
    Davranışımızın sonucu hakkında, o davranışı izlemesi muhtemel pekiştirmenin türü ve miktarı açısından öznel bir beklentimiz vardır.
    Belirli bir şekilde davranmanın belli bir pekiştirmeye sebep olacağı ihtimalini hesaplarız ve davranışımızı o doğrultuda ayarlarız.
    Farklı pekiştireçlere farklı değerler veririz ve bunların farklı ortamdaki göreli değerini göz önüne alırız.
    Birey olarak bize has farklı psikolojik çevrelerde yaşamamız sebebiyle, aynı pekiştireç farklı insanlar için farklı anlamlar ifade edebilir.

    Rotter’ın Sosyal Öğrenme Kuramındaki üç temel kavram şöyledir:
    Davranış Potansiyeli :
    Belirli bir durumda veya durumlarda bir pekiştirme veya pekiştirme dizinlerine göre hesaplanan durumlarda meydana gelen herhangi bir davranış potansiyelidir.

    Beklenti :
    Belirli bir pekiştirmenin ortaya çıkma olasılığının belirli bir durumda veya durumlarda belirli bir davranışın fonksiyonu olarak meydana geleceğinin birey tarafından kabullenilmesidir.

    Pekiştirme Değeri :
    herhangi bir dış pekiştirecin pekiştirme değeri ideal olarak, pekiştirmelerin türünün meydana gelme olasılıkları eşit olduğu taktirde, herhangi bir pekiştirecin tercih edilmesidir.

    Rotter’a Göre Denetim Odağı :
    Kişinin, iyi ya da kötü, kendisini etkileyen olayları kendi yetenek, özellik ve davranışlarının sonuçları ya da şans, kader, talih ve güçlü başkaları gibi kendisi dışındaki güçlerin işi olarak algılaması eğilimidir.

    İçten Denetim Odağı : Kişinin kendisini etkileyen olayların daha çok, kendi denetiminde olduğu inancını taşıma eğilimidir.

    Dıştan Denetim Odağı : Kendilerine olanların daha çok kendileri dışındaki güçlerin denetiminde olduğu inancı taşıma eğilimidir.







    Denetim Odağına Göre İçten Denetimli Kişilerde Görülen Özellikler:
    İçten denetimliler entellektüeldirler ve akademik etkinliklere daha fazla zaman ayırırlar,
    İçten denetimliler daha etkili, güvenli ve bağımsızdırlar.
    İçten denetimliler olumlu benlik kavramına sahiptirler.
    İçten denetimlilerin okul başarıları daha yüksektir.
    İçten denetimliler aktif ve girişimcidirler.
    İçten denetimliler daha objektiftirler.
    İçten denetimliler daha uyumludurlar.
    İçten denetimliler savunma mekanizmalarını daha az kullanırlar.
    İçten denetimliler daha iyi iletişim kurarlar.


    Denetim Odağına Göre Dıştan Denetimli Kişilerde Görülen Özellikler:
    Dıştan denetimliler kendilerini dış güçlerin kurbanı olarak görürler.
    Dıştan denetimlilerin beklenti düzeyleri daha düşüktür.
    Dıştan denetimliler daha kaygılıdırlar.
    Dıştan denetimliler kuşkucudurlar.
    Dıştan denetimliler daha depresiftirler.
    Dıştan denetimliler daha saldırgandırlar.
    Dıştan denetimliler savunma mekanizmalarını daha fazla kullanırlar.
    Dıştan denetimlilerin kendileri ile kimlik kargaşaları vardır.


    DAVRANIŞÇILIK VE SOSYAL ÖĞRENME TEORİSİ ARASINDAKİ FARKLAR

    Sosyal Öğrenme Kuramı, Davranışçı Yaklaşıma Üç Temel Eleştiri Getirmiştir:
    Davranışçı yaklaşım doğal ortamda olanları temsil edemez.
    Davranışçı yaklaşım yeni tepkileri dikkate almaz
    Davranışçı yaklaşım sadece uyarıcıya verilen tepkiyi dikkate alırken gelecekteki tepkileri dikkate almaz.

    Sosyal Öğrenme Kuramı’nın Davranışçılıktan Farklı Olduğu Üç Eleştiri Şunlardır:
    Davranış öğrenilir fakat hemen gösterilmeyebilir. Gözlem sonunda kazanılan davranışların hemen gösterilmesi gerekmemektedir. Birey kazandığı davranışı daha sonraki yaşantısında gösterebilir.
    Öğrenme her zaman pekiştirece bağlı değildir.
    İnsan uyarıcıya karşı tepki veren pasif bir organizma değildir.






    ŞANSLI OLMAK
    Profesör Richard, Wiseman Üniversitesi Hertfordshire,

    Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken,
    diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamaz?
    Bir psikolog, yanıtı bulduğunu söylüyor.

    10 yıl önce, şansı araştırmaya başladım. Neden bazı
    insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu,
    diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla
    boğuştuğunu merak ediyordum.

    Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman
    şanslı ya da şanssız hisseden insanların benimle
    temasa geçmelerini rica ettim.

    Yüzlerce sıradışı erkek ve kadın, araştırmam için
    gönüllü oldu. Yıllar boyunca, onlarla söyleşiler yaptım;
    yaşamlarını gözlemledim ve deneylere katılmalarını
    sağladım.

    Sonuçlar gösteriyor ki insanlar, neden şanslı ya da
    şanssız olduklarını tam olarak bilemeseler de
    düşünceleri ve davranışları, bu durumu büyük
    ölçüde açıklıyor.

    Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları
    düşünelim.

    Şanslı insanların bu tür fırsatlarla sürekli
    karşılaşmalarına karşılık, şanssız insanlar bunlarla hiç
    karşılaşmazlar. Bu durumun, insanların söz konusu
    fırsatları fark etme yetenekleri arasındaki farklılıklardan
    mı kaynaklandığını bulmak için basit bir deney yaptım.
    Hem şanslı, hem de şanssız insanlara bir gazete
    verdim ve onlardan gazeteyi iyice inceleyip içinde ne
    kadar fotoğraf olduğunu bana söylemelerini istedim.
    Gazetenin ortalarında bir yere, üzerinde şu not yazılı
    olan büyük bir mesaj yerleştirdim:

    Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin; 250
    dolar kazanın. Bu mesaj, sayfanın yarısını kaplıyordu
    ve yüksekliği 5 cm'in üzerinde olan bir fontla
    yazılmıştı.

    Herkesin yüzünü sabit bakışlarla süzüyordum.
    Şanssız insanlar, bunu fark edemezlerken, şanslı
    insanlar hemen fark ettiler.

    Şanssız insanlar, genel olarak şanslı insanlardan daha
    gergindirler. Bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark
    etme yeteneklerine zarar verir.

    Sonuç olarak, fırsatları kaçırırlar; çünkü başka bir şeyi
    Aramaya aşırı odaklanmışlardır.

    Partilere, mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle
    giderler; bu yüzden de iyi arkadaşlar edinme firsatlarını
    kaçırırlar.

    Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri
    İncelerler ve diğer iş olanaklarını kaçırırlar.

    Şanslı insanlar, daha rahat ve açıktırlar. Dolayısıyla,
    yalnızca aradıklarını değil, orada ne olduğunu da
    görürler.


    Araştırmam, sonuç olarak şunu gösterdi:

    Şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını
    yaratırlar:

    Şans fırsatlarını yaratma ve fark etme konusunda beceriklidirler;
    Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebilirler;
    Olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunurlar.
    Şanssızlığı şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimserler.

    Çalışmanın sonuna doğru, bu ilkelerin, Şansı
    yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak
    ettim. Bir grup gönüllüden, bir ay boyunca, şanslı bir
    insan gibi düşünüp davranmaya yardımcı olacak
    egzersizler yapmasını istedim.

    Bu egzersizler, şans fırsatlarını fark etmeleri,
    Sezgilerini dinlemeleri, şanslı olmayı ummaları ve
    şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara
    yardımcı oldu. Gönüllüler, bir ay sonra döndü ve neler
    olduğunu anlattılar.
    Sonuçlar, çarpıcıydı:
    Bu insanların % 80'i, artık daha
    mutluydu; yaşamında daha çok tatmin
    oluyordu ve belki de en önemlisi, daha
    şanslıydı. Sonuç olarak, asla akla
    gelmeyecek; şans faktörünü bulmuştum.
    Aşağıda, Profesör Wiseman'in şanslı
    olmak için önerdiği dört temel ipucu
    bulunuyor:

    İçsel sezgilerinizi dinleyin; normalde doğru çıkarlar.
    Yeni deneyimlere ve normal rutininizi bozmaya açık olun.
    Her gün birkaç dakikanızı iyi giden şeyleri hatırlayarak geçirin.
    Önemli bir toplantı ya da telefon görüşmesi öncesinde kendinizi şanslı olarak hayal edin.

    ŞANS, ÇOĞU ZAMAN DOĞRU ÇIKAN
    BİR TAHMİNDİR.


    5. BÖLÜM
    HÜMANİSTİK (İNSANCIL) PSİKOLOJİ VE ÖĞRENME

    MASLOW İLE HÜMANİSTİK YAKLAŞIM
    VE ÖĞRENME






    [​IMG]




    MASLOW İLE HÜMANİSTİK YAKLAŞIM
    VE ÖĞRENME

    Maslow’a Göre Kendini Gerçekleştirme İhtiyacını Tatmin Etmiş, Psikolojik Açıdan Sağlıklı Olarak Nitelendirilen İnsanların Özellikleri
    Nesnel bir gerçeklik algısı.
    Kendi yaratılışlarını olduğu gibi kabullenme.
    Kendini bir tür işe adama ve sorumluluk.
    Davranışlarda sadelik ve doğallık.
    Bağımsızlık, özerklik ve mahremiyet ihtiyacı.
    Yoğun mistik veya doğa üstü deneyimler.
    Tüm insanlığa yönelik empati ve sevgi.
    Konformist bir yaşam tarzına direnç.
    Demokratik karakter yapısı.
    Yaratıcılık tutumu.
    Yüksek derecede sosyal ilgi.



    Maslow’a Göre Kendini Gerçekleştirmeye Götüren Davranışlar
    Yaşamı bir çocuk gibi tam bir özümleme ve yoğunlaşmayla yaşamak.
    Güvenli tarzlara takılıp kalmaktansa yeni birşeyler denemek.
    Deneyimleri yorumlarken, geleneğin, otoritenin ya da çoğunluğun sesinden çok, kendi duygularını dinlemek.
    Dürüst olmak; “oyunculuktan” ya da rol yapmaktan kaçınmak.
    Görüşleri çoğu insanın görüşleriyle çakışmıyorsa, gözden düşmeyi göze almak.
    Sorumluluk sahibi olmak.
    Karar verdiği şey ne olursa olsun o konuda çok çalışmak.

    Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinin Sonuçları
    Bireyin aç, susuz, uykusuz, yorgun olmaması ortamdaki ısı, hava sorununun, rahatsız olunan durumların olmadığı ortamların yaratılması.
    Bireyin tehdit, alay, acımasızca eleştiriye maruz kalmaması, görüşlerini aktaramayacağı ortamların olmaması. Korku ve kaygının olduğu, motivasyonun olmadığı ortamların olmaması. Açık ve net kuralların olması.
    Bireyin ortamdaki diğer kişiler tarafından benimsenmesi, sevildiğini hissetmesi, kişilerin birbirleri ile etkileşimin olması.
    Bireyin yeteneklerinin bilinmemesi, olumlu yönlerinin ve davranışlarının ödüllendirilmesi, diğer arkadaşları tarafından takdir edilmesi, statü ve saygınlık gereksinimlerinin karşılanması.
    Bireyin kendilerini gerçekleştirmeleri yönünde motive oldukları ortamların yaratılması. Bireyin yeteneklerini sonuna kadar kullanarak istedikleri yere gelmelerini ve hedeflerini geliştirmelerini sağlayacak ortamların oluşturulması

    ROGERS İLE HÜMANİSTİK YAKLAŞIM VE ÖĞRENME

    Rogers ve Benlik Kavramı
    Ben Neyim? (Gerçek Benliğe Ait - Özben)
    Ben Ne Yapabilirim? (Gerçek Benliğe Ait - Özben)
    Benim İçin Neler Değerlidir? (İdeal Benliğe Ait - Benlik Tasarımı)
    Hayatta Ne İstiyorum? (İdeal Benliğe Ait - Benlik Tasarımı

    Benlik kavramı şeması



    ROGERS İLE HÜMANİSTİK YAKLAŞIM
    VE ÖĞRENME

    Rogers’a Göre Psikolojik Olarak Sağlıklı (Kendini Tam Olarak Ortaya Koyan) İnsanların Özellikleri:
    Tüm yaşantılara açıklık.
    Her anı dolu dolu yaşama eğilimi.
    Kişinin başkalarının düşünceleri ve mantığı yerine kendi içgüdüleriyle davranabilmesi yeteneği.
    Düşünce ve davranışta özgürlük duygusu.
    Yüksek düzeyde yaratıcılık.

    Rogers’ın Hümanistik Yaklaşımı’nın Eğitim Açısından Sonuçları
    İnsanda doğal bir öğrenme isteği vardır.
    Öğrenilen konu öğrencilerin gereksinme ve amaçlarına uygun olarak algılandığında, anlamlı öğrenme gerçekleşir.
    Öğrenme tehditin ve hata yapma korkusunun olmadığı özgür ve demokratik bir ortamda gerçekleşir.
    Öğrenme, öğrencinin kendisi tarafından başlatıldığı ve öğrencinin hem bilişsel hem duyuşsal yönlerini içerdiğinde anlamlı ve kapsamlı olur.
    Toplumsal olarak yararlı öğrenmenin, öğrenme süreci hakkında öğrenmedir. Birey için değişen dünyada gereksinmelerini karşılayacak öğrenmeleri gerçekleştirmek önemlidir. Öğrenmeyi öğrenmek amaçlanmalıdır.

    Rogers’ın Hümanistik Yaklaşımı’nın Eğitimdeki İlkeleri
    İnsanın tek ve temel güdüsü kendini gerçekleştirme gereksinmesinden kaynaklanmaktadır.
    Davranış bozuklukları, güvensizlik sonucunda ortaya çıkmaktadır.
    İnsan hem reaktif, hem de aktif bir yaratıktır.
    İnsanın davranışlarını kendi öznel gerçeği tayin etmektedir.
    İnsanın davranışlarını tayin eden en önemli gerçek, onun kendini algılayış biçimidir.
    İnsan davranışlarını değiştirmek için önce onun öznel gerçeğini değiştirmek gerekmektedir.
    Rogers’ın Hümanistik Yaklaşımı’nın Ruh Sağlığına İşaret Eden Ölçütleri
    Başkalarının beklentilerine uymak, başkalarının istekleri doğrultusunda davranmaktan çok, kişinin kendi özerk iradesine uygun davranması. Ancak bu sırada çevrenin beklentileri ile kendi isteklerini uzlaştırabilmesi.
    Değişik yaşantılara açık olabilmesi
    Kişinin kendine karşı dürüst olması, olumlu ve zayıf yönlerinin farkında olması.
    Kendini ve başkalarını olduğu gibi kabul edebilmesi.
    Kişinin, kendi kişilik yapısını, değişmez ve sabit olarak algılamayıp, değişmeye açık bir süreç olarak görebilmesi.

    HÜMANİSTİK PSİKOLOJİ (ÜÇÜNCÜ GÜÇ) VE ÖĞRENME

    Hümanistik Psikoloji’nin Ana Temaları
    Bilinç deneyimleri üzerinde durmak.
    İnsan doğasının bütünlüğüne inanmak.
    Özgür irade, spontanlık ve bireyin yaratıcı gücü üzerinde odaklanmak.
    İnsan koşullarına ilişkin tüm faktörleri araştırmaktır.



    6. BÖLÜM
    BİLİŞSEL PSİKOLOJİ VE ÖĞRENME

    MILLER VE NEISSER İLE
    BİLİŞSEL ÖĞRENME

    Miller ve Psikolinguistik Çalışmaları
    Miller ve Bilişsel Araştırmalar (Çlaışmalar) Merkezi (Bruner İle)
    Miller ve Zihnin Bilgisayar Temelli Modelleri

    Neisser ve Davranışçılığa Tepki
    Neisser ve Bilgisayar ****foru

    BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMI
    Watson’ın “Psikoloji bilinçle ilgili herşeyi başından atmalıdır”. Sözünün yerini içgözlemin rolüne bırakması görülmüştür.
    İnsanlar bir problem durumuyla karşı karşıya geldiklerinde o durumun özgün dinamikleriyle etkileşerek öğrenirler. Buna göre öğrenme süreçleri şunlardır:
    Ön bilgilerin yeni bağlantılar (associations) kazanması
    Probleme ilişkin bilgileri depolanması (storing)
    Uygun çözüm seçeneklerinin belirlenmesi (defining)
    Öğrenme bilişsel süreçler ve yapılar ile ilişkilidir. Bilişsel kavramı, duyu organları alınan girdilerin (input), algı ve bellek süreçlerinde işlenerek çıktıya dönüştürüldüğü (output) zihinsel etkinlikler dizisini tanımlamaktadır.

    Bilişsel süreçler şeması

    DAVRANIŞÇI ÖĞRENME İLE BİLİŞSEL ÖĞRENME ARASINDAKİ FARKLAR
    Bilişsel psikologlar basit bir şekilde uyarıcıya tepki vermeden ziyade bilme süreci üzerine yoğunlaşmıştır. Önemli olan zihinsel süreçler ve olaylardır, uyarıcı-tepki bağlantıları değil.
    Bilişsel psikologlar zihnin deneyimlerinin nasıl yapılandırıldığı veya düzenlendiği ile ilgilenirler. Gestalt psikologlar da bilinçli yaşantıları (duyumlar ve algılar) anlamlı bütünlere ve kalıplara sokma eğiliminin doğuştan olduğunu iddia etmiştir. Zihin, zihinsel deneyime bir form ve tutarlılık kazandırır ve bilişsel psikolojinin çalışma konusu budur.

    Bilişsel görüşte birey çevreden aldığı uyarıcıları aktif bir şekilde düzenler. Bireyler bazı olaylara bilerek katılmak ve bu olayları hafızaya işlemeyi seçerek bilginin elde edilmesi ve uygulanması sürecine katılma yeteneğine sahiptir. Bireyler davranışçıların iddia ettiği gibi dış güçlere pasif bir şekilde tepki vermez. Ayrıca bireyler, tüm duygusal deneyimlerin üzerine yazılacağı boş bir levha da değillerdir.





    WATSON - GUTHRİE) John Watson önceleri üniversitede profesördür. Daha sonraları ticari reklamcılığa girmiştir. William Wunt yapısalcılığına karşı çıkmış, içgözlem (içebakış) yönteminin geçerli bir yöntem olmadığını savunmuştur. Bilimsel olabilmek için psikolojinin gözlenebilir ve ölçülebilir davranışları konu edinmesi gerektiğini belirtmiştir. Watson’a göre psikoloji, davranış ve davranışın yaşantı yoluyla nasıl değiştirileceğini araştırmalıdır. Bilincin çalışması filozoflara bırakılmalıdır. Sistematik bir öğrenme kuramı geliştirmemiştir. O’na göre insanlar doğmaz, yaratılır. Bir bebek koşullanma yoluyla, suçlu, doktor veya sporcu olarak yetiştirilebilir. Watson’un Öğrenmeye İlişkin Görüşleri John Watson, eğer köpek koşullanabiliyorsa insanda koşullanabilir düşüncesiyle yola çıkmış ve arkadaşı Rayner ile 10 aylık Albert isimli bir bebek üzerinde çalışmışlardır. Çocuğa beyaz bir fare göstermişler ve o anda yüksek gürültü çıkarmışlar. Bir süre sonra çocuk fareyi görür görmez ağlamaya başlamıştır. Bu şekilde bebeğe koşullanma yoluyla korku tepkisi kazandırılmıştır. Daha sonra Albert uyarıcı genellemesi sonucunda fareye benzer her şeyden, beyaz sakaldan, annesinin giydiği kürkten, pamuktan korkmaya başlamıştır. ● Watson Klasik koşullanmayı meydana gelmiş olan korkuları yok etmek için kullanmak istemiştir. O’na göre korku öğrenilmişse, bunun yok edilmesi ya da öğrenilmemesini sağlamak ta mümkün olmalıdır. Albert’in annesi çocuğunu hastaneden aldığı için daha önceden bu korkuları olan Peter’in üzerinde çalışmalarına devam etmişlerdir. Peter’e önce korktuğu şeyler, diğer çocuklar oynarken izletmişlerdir. Daha sonra aynı odaya koymuşlar ve her gün biraz daha yaklaştırmışlardır. Ve bir gün Peter kafesteki tavşanla oynamaya başlamış. Zamanla bu sonuçlar genellenerek Peter’in diğer korkuları da yok olmuştur. (Sistematik duyarsızlaşma) En Son ve En Sık İlkesi Watson öğrenmede pekiştirme ya da ödüllendirmeden söz etmemiştir. Watson’a göre bir uyarıcıya verilecek tepki, o uyarıcıya verilmiş en son ve en sık tekrarlanmış tepkidir. Ör: Okulda matematik problemini çözmekten hoşlanmayan bir öğrenci, karşılaştığı bir başka matematik problemini çözmekten de hoşlanmaz. Watson’un Öğrenmeye İlişkin Görüşlerinin Eğitim Açısından Doğruları ● Pavlov’u Amerika’ya tanıtmış ancak kendisi tüm ilkeleri kabul etmemiştir. ● Watson’a göre öğrenme, koşullu ve koşulsuz uyarıcıların birbirine çok yakın zamanlarda verildiğinde meydana gelmektedir. Bunlar ne kadar sık verilirse aralarındaki ilişki o kadar güçlenmektedir. ● Watson öğrenmede bitişiklik ve sıklık ilkelerini kabul etmekte ancak pekiştirmenin gereğine inanmamaktadır. ● Çocukların korkularının ve diğer duygusal özelliklerinin giderilmesi ile ilgili bazı ilkelerin (sistematik duyarsızlaşma) uygulamalarının öncülerindendir. ● İstenilen davranışların kazandırılmasında tekrarın önemini vurgulamıştır. Edwin Ray Guthrie Öğrenmeye İlişkin Görüşleri ● Öğrenmede bitişikliğin önemini vurgulamıştır. Thorndike, Skiner, Hill, Pavlov ve Watson’u sübjektif bularak, öğrenmenin tek bir ilke ile açıklanabileceğini savunmuştur. Bu ilke bitişikliktir. Guthrie’ye göre bir uyarıcıya gösterilen tepki, aynı uyarıcıyla tekrar karşılaşıldığında da gösterilir. Guthri’nin bitişikliği uyarıcı-tepki bitişikliğidir. Bir kişi belli koşullar altında yaptığı davranışı, bir başka zaman aynı koşullarla karşılaştığında da yapar. Ör. İlk matematik dersine karşı duyulan tepki diğer matematik dersinde de tekrar eder. ● “Dikkat edilen şey, yapılan şey için işaret haline gelir” der. Birey yaşamında birçok uyarıcı alı ancak bunlardan bir kısmına tepkide bulunur. (Thorndike’nin öğelerin baskınlığı prensibiyle benzer.) ● Sıkılık ilkesini kesinlikle reddeder. Öğrenme uyarıcı ile tepki arasındaki bitişikliğin sonucudur. ● Ayrıca sonunculuk ilkesinden bahseder. Sonunculuk, belli bir uyarıcıya verilen tepkinin, aynı uyarıcıyla karşılaşıldığında tekrar gösterilme eğilimidir. ● Tekrarlar beceriyi geliştirir. Hareket Etkinlik Beceri (Kitap okuma-Yazı yazma) Hareket bir kerede öğrenilir. Etkinlik için tekrar ve alıştırma gereklidir. (İlkokulda defterlerin kenarının kıvrık olması- tekrar olmadığı içindir.) Beceriler ise etkinliklerden meydana gelir. (Araba kullanma – Tenis oynama) Vites değiştirme, pedalları kullanma, aynaları kullanma etkinliktir. Bunların koordineli olarak kullanılması ise beceridir. ● Beceri zaman ve alıştırma gerektirir. ● Guthrie’ye göre güdülenme öğrenmede önemli yer tutmaz. Dürtüler belirli tepkileri oluşturur. Yeme, içme gibi… ve bu ihtiyaçlar giderilince hareketlilik ortadan kalkar. ● Öğrenmede ödüle veya pekiştirmeye gerek yoktur. Pekiştirme öğrenmemeyi veya öğrenilen bağın yok olmasını engeller. (Kafese konan kedi kola dokunmuş, kafesten çıkmış ve balığı yemiştir. Balık öğrenmemeyi engellemiştir. Kedi balık olmasa da kola dokunur.) ● Guthrie’ye göre ceza da bitişiklikle ilgilidir. Ceza istenmeyen davranışın yok edilmesinde etkili olabilir. Ceza, istenmeyen davranışla onu meydana getiren uyarıcı arasındaki bağı yok ederek, aynı uyarıcıyla istenilen bir davranış arasında (istenmeyen davranışa zıt) bağ kurmalıdır. Ceza istenmeyen bir davranışın yapılmasını uyaran uyarıcıların olduğu bir durumda etkilidir. (Eve giren çocuğun çantasını atması ve annesinin bağırması) ● Guthrie uyulamayacak emir verilmemesini önerir. (Yerine getirelemeyecek bir durumda öğretmenin sus demesi, ileride öğretmenin uyarısı gürültü için bir uyarıcı haline gelebilir.) ● Cezanın acı verici olması değil, organizmaya istenilen davranışı yaptırması önemlidir. ● UNUTMA: Guthrie bütün unutmaların yeni öğrenmelerle ilgili olduğunu, yeni öğrenmelerin eski öğrenmelerini bozduğunu ifade etmiştir. (Geriye ket vurma) Örn: İlkokuldan sonra okulu bırakmış bir kişi bize göre ilkokul anılarını daha iyi hatırlar. (Anne babanın memleketinde 5 yaşına kadar kalmış bir kişi o dilin günlük konuşmalarını daha sonra hatırlayabilir.) Alışkanlıkları Yok Etme Yöntemi Eşik Yöntemi: İstenmeyen davranışı meydana getiren uyarıcı azar azar ve uzun sürede yavaş yavaş verilmeli, böylece istenmeyen davranışın meydana gelmesi önlenerek, istenen davranışın yapılması sağlanır. Sistematik duyarsızlaşma bu yollardan biridir. Ör: Okula gitmekten korkan çocuğa önce okulla ilgili hikâyeler anlatılır. Daha sonra okulun etrafında gezmeye götürülür. Okul bahçesinde oyun oynanır ve okula alıştırılır. Bıktırma Yöntemi: İstenmeyen davranış organizmaya bıkıncaya kadar ve sıkılıncaya kadar yaptırılır. Organizma bu tepkiyi göstermekten bıkacağı için aynı uyarıcıya karşı yeni bir tepki göstermeyi öğrenir. (At ve eyer / Köpek ve ölü tavuk / Kibrit ve Çocuk) Zıt Tepki Geliştirme: İstenmeyen davranış ile istenilen davranış birlikte yaptırılır. Kediden korkan çocuğa, kedi annesinin kucağında gösterilir. ● Alışkanlığı bastırma: Bireyin ortamını değiştirmedir. Sağlıklı değildir. Yeni ortamda da o uyarıcıyla karşılaşabilir. Guthrie’nin Öğrenme Kuramının Eğitim Açısından Doğurguları ● Eğitime hedefleri belirleyerek başlamak gerekir. Böylece, istenen tepkilerin yapılmasını sağlamak için hangi uyarıcıları vermek, öğretme ve öğrenme ortamını nasıl düzenlemek gerektiğine karar verilebilir. ● Öğrenme – Öğretme ortamını düzenlerken, öğrencilere verilecek uyarıcıların, öğrencinin dikkatini çekecek ve beklenen tepkiyi sağlayacak nitelikte olmalıdır. ● Güdü organizmayı amaca ulaşıncaya kadar aktif tutar. O yüzden öğrenilecek konuya karşı bireyde ihtiyaç hissettirilmelidir. ● Ceza ancak istenmeyen davranışların yok edilmesinde kullanılabilir.



    ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ


    Öğrenmenin Temel Özellikleri:

    a)Davranışta gözlenebilir bir değişikliğin olması
    b)Davranıştaki değişikliğin nispeten kalıcı izli olması
    c)Davranıştaki değişikliğin yaşantı ürünü olması

    Davranış Çeşitleri:

    1-Doğuştan Gelen Davranışlar:İçgüdüsel ve refleks davranışlar.Örn: Gözbebeğinin
    şiddetli ışıkta küçülmesi.
    2-Sonradan Kazanılan Davranışlar:
    -İstendik davranışlar
    -istenmedik davranışlar.

    Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler:

    1-Öğrenenle İlgili Faktörler
    a) Hazır bulunuşluk düzeyi
    b) Olgunlaşma(yaş-zeka)
    c) Genel uyarılmışlık hali
    d) Fizyolojik Durum
    e) Eski yaşantılar
    f) Güdülenme(motivasyon)
    g) Bireysel farklılıklar

    2-Öğrenilenle İlgili Faktörler:
    a) İçerik
    b) Anlamsal çağrışım
    c) Kavramsal gruplama
    d) Somut bilgi

    3- Öğretim Yöntemleri İle İlgili Faktörler
    a) Öğrenmeye ayrılan zaman
    b) Öğrenilecek olanın yapısı
    c) Katılım
    d) Geribildirim
    ÖĞRENME KURAMLARI
    DEVAMI EKTEDİR.
    Eklenmiş Dosya
    [​IMG] öğrenme psikolojisi notları.doc
     
    Merzban bunu beğendi.
  2. Merzban

    Merzban Yeni Üye

    Öğrenme psikolojisi ile alakalı çok geniş kapsamlı notlar. Üniversite öğrencilerinin çok işlerine yarar. Vize ve finallerinde yardımcı olur bu konu.
     

Sayfayı Paylaş