Yaşlılıkta Zeka

Konu, 'Yaşlılık Psikolojisi' kısmında Sûkutta Bir Mülteci tarafından paylaşıldı.

  1. YAŞLILIKTA ZEKA

    A. ZEKA NEDİR?

    Zeka üzerinde yoğun ve kapsamlı bir şekilde çalışan Matarazzo, zekayı iki şekilde açıklıyor:

    Biyolojik ve Genetik Karakteristikler:

    Bu tanıma göre zeka, ten altındaki kapasite ve potansiyeldir. Zeka herhangi bir bireyin teorik limiti olan performansıdır. Zeka asla ölçülemez. Limit, kişinin biyolojik ve genetik yapısında temellendirilir, çevre ve deneyim şansı veya sınırları zeka performansını belirlemektedir. Her durumda kişi doğasının ona sunduklarının ötesine gidemez.

    Ölçülen Davranış:

    Yukarıdaki tanım, zekayı çıkarımı yapılan fakat gözlemlenemeyen bir alana yerleştiriyor. Bu tanımda ise, zeka gözlemlenen davranışlarla açıklanırken, kapasite ve teorik sınır göz ardı edilir ( Botwinick, 1984 ) .

    Bekir Onur da zekayı şu şekilde açıklamıştır:

    Zekanın değerlendirilmesi ve ölçülmesi en iyi koşullarda bile, belirsiz bir süreçtir. Bu güçlüğün bir bölümü zekanın tanımlanamamasından kaynaklanmaktadır. Zeka, zeka testlerinde başarılı olmak mıdır? Zeka, insanlarla iyi ilişkiler içinde olmak mıdır, yoksa birsürü arkadaşı olmak mıdır? Zeka çok para kazanmak mıdır? Tanımını kimin yaptığına bağlı olarak aslında zekanın hiçbir anlamı olmadığı bile söylenebilir ( 1986 ) .

    Sonuç olarak günümüzde belirlenmiş kesin bir zeka tanımı yoktur. Belirgin bir tanım olmamasının yanı sıra yapılan tanımlamalarda da mutlaka eksik bir yan görülmektedir. Zekanın ne olduğuna ilişkin tartışmalar yıllarca yapılmış ve hala da yapılmaktadır
    ( Çengelci & Özekes, 1997 ).

    B. PSİKOMETRİK YAKLAŞIMLA YAPILAN ARAŞTIRMALAR

    Psikometrik yaklaşımda kişideki zihinsel aktivite düzeyi, farklı zeka testleriyle ölçülmektedir. Gençlere ve yaşlılara verilen zeka testleri puanlarının karşılaştırılmasından oluşan pek çok araştırma yapılmıştır.

    Araştırmalarda kesitsel (cross-sectional) yöntemi kullanan Doppel ve Wallace’ın 1955 te yaptıkları çalışmada, genç ve yaşlı deneklere WAIS zeka testi verilmiştir. Bu araştırma sonucunda, puanlarda 20-34 yaşları arasında önemli bir artış, 60 yaşına kadar yavaş bir azalma, 60 yaşından sonra ise hızlı bir azalma olduğu görülmüştür. Yenilenen WAIS-R’ın toplam performansında 25 yaşındaki erkek deneklerin, 70 yaşindaki erkek deneklerden daha iyi oldukları bulunmuştur (Botwinick, 1984).

    Daha sonra yapılan boylamsal (longitudinal) yöntemin kullanıldıgı araştırmalarda, gençler ve yaşlılar arasında zeka testi performansları açısından ya çok az bir fark olduğu ya da hiç fark olmadığı görülmüştür (Botwinick, 1984).

    Kesitsel ve boylamsal çalışmalarda elde edilen bu çelişkili sonuçlar dikkat çekmiş ve bu sonuçların “ardışık çözümleme (cross-sequential)” olarak adlandırılan bir başka yöntemle test edilmesi yoluna gidilmiştir. Schaie ve Labouvie-vief (1974) bu yöntemi kullanarak 21-70 yaşları arasındaki denek gruplarına Birincil Zihinsel Yetenekler (Primary Mental Abilities ) testi verilmiştir. Yaş grupları arası farklılıklar incelendiğinde, zihinsel fonksiyonlarda 30’lu yaşlardan başlayan bir düşme görülmüştür. Oysa grup içi boylamsal incelemelerde, sadece görsel-motor fonksiyonlarda yaşla birlikte bir düşüş olduğu görülmüştür.

    Schaie ve Labouvie-vief’ in ardışık çözümleme deseni kullanarak yaptıkları bu çalışma, Botwinick ve Siegler (1980) tarafından 60-75 yaşları arasındaki 70 deneğe WAIS zeka testi verilerek tekrarlanmıştır. Botwinick ve Siegler boylamsal ölçümlerde denekleri dört yıllık aralıklarla test etmişlerdir. Aynı şekilde, kesitsel ölçümlerde yer alan deneklerin yaşları da dört yıllık aralıklarla ( 60-63, 64-67, 68-71, 72-75 ) seçilmiştir. Botwinick ve Siegler’in, deneklerin eğitim düzeyini eşitleyerek yaptıkları araştırmada, kesitsel ölçümlerdeki yaş aralıkları ile boylamsal ölçümlerdeki zaman aralıkları aynı tutulduğu koşulda, kesitsel sonuçlarla boylamsal sonuçların farklı olmadığı, yaşlıların performanslarının, her iki ölçüm şeklinde de eşit olduğu bulunmuştur.
    Değişik araştırma desenleri kullanılarak yapılan çalışmaların farklı bulgular ortaya koymaları, bu çalışmadaki desenlerin yapısına ilişkin tartışmaları gündeme getirmiştir. Örneğin; boylamsal çalışmalarda, deneklerin aynı testi birden fazla almasının, sonuçları etkilediği düşünülmektedir. Bunun yanı sıra “selective attrition” ( ileriki ölçümlere daha çok başarı deneklerin katılması ) veya “drop out” ( başarısız olan, ölen veya yer değiştiren deneklerin ileriki ölçümlere katılmaması ) , örneklemin hatalı ve bulguların tartışılabilir olmasına neden olmaktadır.

    Değişik yaş gruplarından örneklemlerin kullanıldığı kesitsel araştırmalarda ise, sonuçlar, kuşaklar arası farklılıklardan etkilenmektedir. Bu araştırmalarda, örneğin değişik kuşaklara ait kişilerin eğitim düzeyleri eşleştirilse bile, kişilerin okula gittikleri dönemlerdeki eğitimin niteliğindeki farklılıklar, sonuçları tartışmalı hale getirmektedir. Bu problemleri ortadan kaldırmak için geliştirilen ardışık çözümleme deseninde, bir dizi boylamsal ve kesitsel ölçüm birlikte kullanılmaktadır. Bu desende “yaş/ kuşak”, “yaş/ zaman” ın göreceli etkilerini yorumlayabilmek mümkündür. Fakat bu desen de yaşa bağlı etkiyi tek başına ayırt etmeyi başaramamıştır. Bu desende de ya boylamsal ölçümdeki tekrar etkisi ya da kesitsel ölçümdeki kuşak etkisi, yaş değişkeniyle etkileşime girmekte, sadece yaşa bağlı etki yine de tam olarak ölçülememektedir.

    Bir başka tartışmalı konu da zeka testlerini değişik alt testlerden oluşmuş olmasıdır. Örneğin WAIS zeka testi, altısı sözel beşi performans testi olmak üzere onbir alt testen oluşmaktadır. İlk Wechsler çalışmalarında bu alt testlerde yaşa bağlı değişiklikler olup olmadığı incelenmiş, sözel ve bilgiye dayalı alt testlerde yaşla beraber artmalar görülürken; resim tamamlama, blok deseni gibi algısal motor alt testlerde otuzlu yaşlardan sonra azalmalar görülmüştür.

    Bu çalışmalar, genel zeka puanlarının yaşla beraber azaldığına ilişkin genel kanının dışında bir tablo çizmektedir. Bu durum zekanın toplam puana göre tek yönlü değerlendirilmesinin hatalı olabileceğini göstermektedir. Kişiler yaşla beraber bazı becerilerde geriler bazılarında ise gelişir.

    Cattel ve Horn bu farklılıktan yola çıkarak zekanın iki yönlü olduğunu ve iki farklı zihinsel aktivite gelişiminin mümkün olduğunu ileri sürmüşlerdir; sözel becerilerdeki artışın kristalize zeka nın bir yansıması olduğunu, algısal motor testlerdeki düşüşün ise sıvı zeka kavramıyla açıklanabileceğini düşünmüşlerdir.

    Sıvı (akıcı) zeka ilişkileri algılama, akıl yürütme, kavram oluşturma, soyutlama, problem cözme işleri ile ilgilidir, eğitim düzeyinden etkilenmez, kültürden bagımsızdır, organizmanın fizyolojik yapısına dayanır ve yaştan fazla etkilenir. Sıvı zeka, ergenlik dönemine kadar artar daha sonra azalır.

    Kristalize (billurlaşmış) zeka sözel bilgi, sözel algılama ve anlayış ile ilgilidir, içinde bulunulan kültürden, egitim düzeyinden ve kişinin daha önce edindiği becerilerden etkilenmektedir, ileri yaşlara kadar artmaktadır ( en azından azalmamaktadır). Cunningham, Clayton ve Overton (1975), bu iki zeka türü arasındaki korelasyonun yaşla beraber azldığını bulmuştur.

    Baltes ve Schaie (1974) zekanın yetişkinlik döneminden yaşlılığa doğru bir düşme göstermediğini, boylamsal çalışmalarda bu tür bir düşüşün birçok kişide seksenli yaşların sonuna kadar görülmediğini savunmuşlardır. Ayrıca birkaç sayıyı az hatırlamak, belli bir aritmetik problemini birkaç saniye geç çözmek, birkaç kelimeyi tanımlayamamak gibi bazı beceri eksiklerinin kişinin günlük yaşantısını etkileyecek düzeyde olmadığını; kişinin not alarak, hesap makinesi veya sözlük kullanarak, bu becerileri günlük yaşantısında herhangi bir kayıp olmadan kullanabileceğini ileri sürmektedirler.

    Nancy Denney (1982) bilişsel düzeyde görülen yaşa bağlı değişiklikleri daha iyi anlayabilmek için, kişinin yaşamı boyunca edindiği deneyimlerin etkili olduğunu düşünmek gerektiğini öne sürmüştür. Deneyimlerin bellek tasklarındaki performans üzerinde etkili olabileceğini ve bu nedenle, kişinin çalışılmamış yetenekleri ile çalışılmış yetenekleri arasında bir ayrım yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Denney’e göre, kişilerin hem hiç karşılaşmadıkları veya eğitim görmedikleri becerileri kapsayan tasklarda, hem de daha aşina oldukları veya eğitimini gördükleri becerileri kapsayan tasklarda gösterdikleri performans, yetişkinlik döneminin ilk başlarına kadar bir artış göstermektedir. Ancak, çalışılmamış yeteneklerde yetişkinlik döneminden sonra hızlı bir düşüş görülürken, çalışılmış yeteneklerdeki düşüşün daha az olduğu görülmektedir. Çalışılmamış yetenekler ile çalışılmış yetenekler arasında görülen bu farkın, eğitim ve deneyim düzeyinin etkisinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu nedenle, Denney çalışılmış yeteneklerin, orta yaş dönmeinin sonuna kadar bir düşüş göstermediğini iddia etmektedir.

    1. Boylamsal Sıralar

    Schaie ve onunla beraber çalışanlar Temel Zihinsel Yetenek Testini (Primary Mental Activities (PMA)) temel alan kesitsel bir çalışmayı dikkatlice planlayıp, uyguladılar. İlk test 1956’da, ikinci boylamsal test 1963 ve üçüncüsü 1970’de gerçekleşti. Böylece; Schaie ve Labouvie-vief tarafından rapor edilen 14 yıllık boylamsal bir araştırma oldu. Erkekler ve kadınlar öyle bir yöntemle test edildiler ki, sonraki her bir yaş grubu bir öncekinden yaklaşık olarak 7 yıl daha yaşlıydı; yani, en genç yaş grubu 39’du ve bu 67’ye kadar devam etti, toplam yedi grup vardı.

    Bu ondört yıllık zaman boylamsal bölümü ve süreç çalışmasının üç defası 14.4 figüründe görülebilir. Boylamsal araştırmanın bu figürü, kesitsel araştırmayı temel alan 14.1 figüründen daha farklı bilgi sağlar. 14.4 figürü gerilemenin hemen hemen 53 yaşında başladığını öne sürer. Sonradan yapılan ikinci bir analiz, 60’lı yaşlardaki daha belirgin bir gerilemeye dikkat çeker ve bu öneriyi destekler (Schaie&Itertzog, 1983) .

    14.1 figürü ve 14.4 figürü arasındaki veri farklılığını ortaya koyan nedir? İlki ve en açık olanı, farklı testlerin kullanılmasıdır. (14.1 figüründe WAIS-R ve 14.4 figüründeki PMA)

    İkincisi, hem WAIS’in hem de PMA’nın yan testlerden oluşmasıdır. 14.2 figürü, WAIS sözlü test gruplarının performans testi gruplarından farklı bir yaş örneğini yansıttığını gösterir. PMA yan testleri benzer bir biçimde sınıflandırılabilirler. Mantık, Uzam ve Sözlü Anlam Testleri yaş örneklerini 14.4 figüründe görüldüğünden çok farklı bir biçimde sergilemezler. Bununla birlikte; Kelime Anlamı ve Numara testleri, yetişkinliğin ilk yıllarından başlayarak boylamsal gerileme gösterirler.

    Üçüncü farklılık ise; bir çalışma yıllar boyu devam ettirildiğinde, bireyler bu çalışmanın dışında kalırlar. Bu rasgele değil de, yüksek puanlı yaşlıların çalışmada kalıp, düşük puanlıların kalmadığı bir ayrılıştır. Yani eğer genellikle üstün bireyler boylamsal çalışmalarda test edilmek üzere kalırlarsa, bu veri bütün yaşlı bireylerin değil de zihinsel olarak üstün yaşlı bireylerin temsilcisidir. Bu yapılacak genellemeyi sınırlandırır.
    (14.4 figürü: yedi farklı işbirlikçi grubun boylamsal ergileri / yaşın bir fonksiyonu olarak PMA test skorları, numaralar yaş gruplarını gösterir)

    2. Seçici Yıpranma

    Süreçsel bir gözden geçirme temel alınarak, çalışma daha uzun sürede devam ettikçe, test bölümleri daha sık oldukça ve bölümler arasında zaman aralıkları uzadıkça seçici yıpranmanın daha ciddi bir hal aldığı sonucuna varıldı. Genel olarak, sınırlamalar ne kadar cok ve testi alan bireyler üzerinde ne kadar etkili olursa yıpranma da o kadar cok olur ve temel olarak üstün bireyler çalişmada kalır. Seçici yıpranma, WAIS ve PMA yı içeren çeşitli testlerle bulunmuştur. Bir WAIS çalışması, bireylerden çok şey talep ettiği için çok fazla seçici ayrılış sergileniyordu. Yaklaşık yirmi yıl üzeri bir zamanda onbir test bölümü vardı. Bu 14.5 figüründe gösterilir.

    14.5 figürünü anlamak için bütün veri puanlarının sadece ilk test bölümü sırasında kaydedilen ortalama skorları yansıttığının farkına varılmalıdır. İlk boylamsal test bölümünde test edilen bütün büreyler sunulurken, ikinci test bölümünde sadece iki kez test edilen bireyler sunulur ve yirmi yıl esnasında onbir kez test edilen bireylerin sunulmasına kadar onbir test bölümü böyle devam eder. Her durumda skorlar sadece ilk test bölümünün tekrarıdır.

    C. SÖZEL TESTLER VE PERFORMANS TESTLERİ

    WAIS tesleri 11 alt gruptan oluşmaktadır. 6’sı sözel ölçümler ve 5’i performans ölçümleri olarak gruplandırılır. Sözel gruptaki testler, genel olarak yaşlanmayı iyi utmaktadır, fakat performans testleri böyle değildir.

    Yıllar süren çalışmalar altı WAIS sözel testin yaşa göre beklediği üç şeyin bilgi, kelime ve kavrayış olduğuna işaret etmektedir. Performans testi çoğu düşüşün rakamsal sembol olduğunu göstermektedir. Bunu resimsel düzenleme ve blok dizaynı ile yapmaktadır. Bu özel testler neyi yansıtmaktadır? Sözel fonksiyonlar, özellikle de yaşa göre beklenen üç şey, durumdan çıkarılan bilgi yerine bilinenler ile belirlenmektedir. Bu sözel yetenek “depolanmış bilgi veya zekasal başarılar” ile yansıtılmaktadır. Sözel testler basit ve belirlidir; özne ya bilir ya bilmez ya da neyin istendiğini bilir. Sözel testler benzer durumlardaki materyallerin etkilerinin ölçümü gibi görülmektedir. Diğer bir yandan, belki de benzemeyen biçimlerde etkilerinin ölçümüdür. Bu testler hızı (özellikle rakamsal semboller) içermektedirler ve müdahale edici yeteneklerin istenmesi eğilimindedir. Bunlar kavramsal tamamlayıcı fonksiyonları ve yeni haber sürecini içermektedir (Botwinick, 1984).

    Stern ve Sauders yaşlılıkta entelektüel performansın kullanımı üzerine müdahaleci çalışma teşhis etmiştir. Yetişkin zekasının yoğrulabilirliği üzerine birçok ek çalışma rapor edilmiştir. Daha yaşlı yetişkinler tarafından zeka testlerindeki performansı arttırmak için kullanılan en basit fakat en etkili strateji “uygulama”dır. Aslında müdahaleci bir şekilde işlemektedir. Çünkü yaşlı insanlara karşılaştıkları yeniliklerde bir aşinalık ve pratiklik sağlar (Woodruff-Pak, 1998).

    1. Sabit Olmayan ve Kesinleştirilmiş Zeka

    Diğer testler üzerine kurulmuş ve sözlü dikotomi ve performans dikotomisine büyük çapta benzeyen başka bir yetenek grubu daha vardır. Bu gruplaşma sabit olmayan ve kesinleştirilmiş zeka diye nitelendirilir. WAIS’in sözlü ölçüleri gibi, kesinleştirilmiş grup, bilgi ve anlama gibi testleri içerir. Sabit olmayan grup ise uslamlama ve rakamsal ilşkiler gibi testleri içerir. Bilindiği gibi sabit olmayan zeka yaşla birlikte azalır ama kesinleştirilmiş zeka azalmaz. Hatta bazı kesinleştirilmiş zeka ölçüleri en azından altmış yaşına kadar artış gösterir.

    Horn ve Cattell, hem bireysel olarak hem de birlikte , sabit olmayan ve kesinleştirilmiş zekayı açıklayıcı birçok çalışma yayınlaşmıştır ama yaşlanma konularıyla ilgilendi. Sözlü ve fiili beceriler gruplaşmasından farklı olarak, sabit olmayan, kesin ve kültürel faktöre bağlıdır. Kesinleştirilmiş zeka temel olarak eğitim ve başka davranışlar gibidir. O da özellikle beyin ve sinir sistemi gibi psikolojik mekanizmalar üzerine kurulmuştur. Diğer yandan sabit olmayan zeka, deneysel koşullardan açıkca etkilenmesine rağmen, daha çok beynin halinin bir fonksiyonudur. Beyin mekanizmaları, bu zaman dilimi boyunca gelişmeye devam ederse sabit olmayan zekanın çocukluktan olgunluğa kadar artması beklenir. Tam tersine olgunluktan ileri yaşlara kadar eksilirse, o zaman sabit olmayan zekanın azalacağı beklenir. Daha çok sürekli deneyim ve öğrenmeye dayalı olan kesinleştirilmiş zekanın ise artması ya da en azından korunması beklenir.

    Sabit olmayan ve kesinleştirilmiş zeka tasarımının önemli olmasına rağmen daha çok amaçlara dair zihinsel beceriler, biyolojik soy referansları olmaksızın incelenebilir. Sadece araştırmalarda ya da klinik derslerinde biyolojik olarak yöneltilen sorular sorulduğunda bu terimler çerçevesinde düşünmek gereklidir.

    2. Hız Gerektiren Testler

    Sözlü ve kesinleştirilmiş testler yaş ile bağıntılıyken, frili ve sabit olmayan testlerde durum böyle değildir. Frili ve sabit olmayan testler sıklıkla hızlı tepki gerektirirler ve bunun yaşla gelen doğal bir hareket yavaşlamasından dolayı yaşlılara yapılan bir haksızlık olduğu iddia edilir.

    Hız testleri adaletsiz mi? Hız testlerinin test yapılan daha yaşlı insanlara karşı adaletsiz olduğu tartışması çok eskidir. Bu tartışma tepkinin hızının ne ifade ettiğinin düşünülmesiyle alakalıdır. Bir önceki bölüm, yeteneğin hemen hemen her davranış çeşidinin merkeziymiş gibi çabuk istediğini düşünen bir bakış açısına dikkat çekti. Bu bakış açısı, yeteneğin en uygun bir durumda görevini yapan merkezi sinir sisteminin bir yansıması olarak çabucak işlediğini kabul eder. Bu sanki düşük olduğunda bağlantılı davranışın da yavaşlamasına neden olan bir merkezi güç kaynağı varmış gibidir. Açık olarak, böyle bir durumu sürdürenler zeka değerlendirmesinde hız gerektiren testlerin önemini savunmaktadır.

    Karşıt iddia, bir şeyleri çabucak yapan yeteneğin, zeki davranışa ödün vermeksizin beyinden çok kaslarla ilgili olduğudur. Bu durum, en azından 1936’da Lorge’in çalışmasından beri yaşlanma araştırmasında daha popülerdi. Lorge üç yaş grubundan insanları, güç testlerinde (hız testi değil) yaptıkları skorları temel alarak değerlendirdi. O zaman daha yaşlı olan grupların hız testlerinde daha kötü performans sergilediklerini buldu. Lorge’in sonucu, daha yaşlı olan insanların testlerin bir grubunda nispeten iyi ve diğer bir grupta zayıf bir performans göstermeleri değildi, ama hızın daha yaşlı olan yetişkinlerde bütün zihinsel gücü örttüğüydü.

    Bu iki taban tabana zıt bakış açısı bugün hala yaygındır. Bunlardan biri, hız testlerinin merkezi sinir sisteminin çalışmasını yansıttığı için, zihinsel yeteneğin değerlendirmesinde özellikle önemli olgudur. Diğeri; hız testlerinin, bütün zihinsel yeteneği örttüğünden dolayı daha yaşlı olan insanlara karşı daha adaletsiz olduğudur.

    Üçüncü bir bakış açısı ise; hızın nitelik olarak yeteneği değerlendirmede diğer çeşitlerden farklı olmayan bir ölçü çeşidi olduğudur. Merkezi sinir sisteminin çalişmasını yansıtan hız ölçümlerinde özel ya da eşsiz olan hiçbir şey yoktur ama durum hız gerektirmeyen ölçümlerde de böyle değildir.

    Hızı Testlerden Çıkarmak: Yaş gruplarını kıyaslarken, sadece testlerdeki hız ihtiyaçlarını görmek için birkaç çalışma gerçekleştirildi. Thorstone tarafından gerçekleştirilen Temel Zihinsel Yetenekler adlı önemli bir test vardır. Belli zaman limitleriyle verilen birkaç yan teste sahiptir. Schaie, Rosenthal ve Perlman (1953) bu testteki dört yaş grubuna ayrılan 53-78 yaşlarındaki kişilere uyguladılar. Bu testleri kararlaştırılmış bir zaman sınırlamasıyla verdiler, fakat insanların bu testleri kendi yapabildikleri zaman da tamamlamalarına izin verdiler. Bunu test skorlarında daha büyük yaş faklılıklarını gösteren bir sonucu oldu: daha genç bireyler ekstra zamanının avantajını daha iyi kullanabildiler. Bu sonuçlar böylelikle, hızlı çalışmayı gerektiren zaman limitlerinin testi alan yaşlılara karşı pek de dezavantajlı olmadıgı görüşünü savundu.

    WAIS, zamandan PMA’dan farklı bir şekilde yararlanır. Belirli konulara verilen çabuk yanıtlar için bonus puanlar verilir ve bazı cevaplar eğer çok yavaşsa değerlendirmeye alınmazlar. Storand (1977), hız gerektirmeyen sözlü testleri temel alarak yaşlı insanları (65-75) ve genç insanları (20-30) karşılaştırdı. Daha sonra onları puanlamada hız gerektiren sözlü testlerden birinde ve fiili testlerden dördünde kıyasladı. Bu kıyaslama üç puanlama methodu üzerine kuruldu:

     Çabuk cevaplar için standart zaman sınırlaması ve bonus methodu.
     Zaman sınırlaması ve bonusu olmayan method.
     Zaman sınırlamaları olan fakat bonusu olmayan method.

    Storand, çabuk cevaplara verilen bonus puanlar çıkarıldığında, yaşlı ve gençlerin puanlarının birbirine yakınlaştığını buldu. Bu sonuçların temel hamlesi, hız puanlamaları çıkarıldığında bile, yaşlıların puanlarının gençlerininkine ulaşamamasıdır. Resim düzenlemesi yan testi hariç, yaşlıların puanları düşüktür. Bu sonuç Klodin (1976) ile Wallace (1955) tarafından yapılan önceki çalışmalar birbirine uygundur.

    Digit (tamsayı) Sembol Testi: WAIS testleri arasında en açık şekilde hız üzerine kurulanıdır. Gençler ve yaşlılar arasındaki farklılıkları diğerlerine göre daha çok ortaya koyar. Eğer hız testleri yaşlılara karşı adaletsizse bu test en adaletsizdir. Bu bağlamda, bu test özel araştırmalar için seçilmiştir.


    D. ZEKA TESTLERİNİN GEÇERLİLİĞİ

    Yetişkin zeka testleri son yıllarda saldırı altındadır, özellikle yaşlı yetişkinler ile kullanıldıkları için. Çünkü ölçülen şey onların günlük hayatlarıyla ilgili değildir.

    Schaie (1978), yetişkinlerin hayatlarını, özellikle de yaşlı yetişkinlerin hayatlarının standart testler tarafından ölçülen zeka yerine, yetenek anlamında değerlendirmelerinin daha iyi olduğunu iddia etmektedir. Yetenekten kastı, günlük yaşamdaki tavırları ve karşılaşılan problemleri çözme yeterliliğidir. Schaie “ökolojik geçerliliği” olan testleri tercih etmektedir; yani, yeteneği ölçen testler.

    Demming ve Pressey (1957) yaşlı insanların zekasını ölçen testlerin onlara ait problemlerle uğraşması gerektiğini iddia eder. Geleneksel zeka testleri genellikle çocuklara veya çok genç yetişkinlere ait parçaları içermektedir. Bundan dolayı, Demming ve Pressley, pratik olan ve yetişkinler için daha alacaklı bir test oluşturdular. Onlar “bir telefon rehberinin sarı sayfalarını, kullanımını, yaygın yasal terimleri, günlük hayatta gereksinimi duyulan servislere hizmet eden insanları” temel alan testin sonuçlarını rapor ettiler. Bu test ile orta ve genç dönem boyunca skorda bir artış buldular, hatta geleneksel testlerde düşüş gösteren aynı kişilerde bile.

    Buradan anlıyoruz ki, şu anki mevcut testler yaşlı insanlar için ökolojik geçerliliği barındırmıyor. Testlerin ilk önce neyi amaçladıklarının göz önünde bulundurularak oluşturulması gerekir. Mevcut geleneksel testler klinikte uygulandığında, bir hastanın grubuyla nasıl karşılaştırıldığını belirlemek için ve nöropsikolojik incelemede faydalı hale gelmişlerdir. Testler ayrıca araştırmada da başarılı olmuşlardır.

    Yaşlılığın Düşük Skorlarının Anlamı:

    Pratik anlamda yaşlı insanların düşük skorları gerçekten ne anlama gelmektedir? Bu, yaşlı insanların önemli işlerden veya büyük sorumluluk gerektiren işlerden uzak tutulması anlamına mı geliyor? Bu, 25’ten 34 yaşa kadar, WAIS-R’de en yüksek skoru alanların idareci rollerini devam ettirmeleri gerektiği anlamına mı gelir? Şüphesiz “hayır”. Öncelikle, ökolojik geçerliliği olan testlerin skorları hayati yeteneklerin belirlenmesinde yeterli değil. Yaşlı insanlar önemli işlerden dışarıda tutulmamalıdır. Çünkü gerekli olan tek şey zeka değildir. Başarılı bir idareci olabilmek için, akıl, sabır, cesaret, sosyal uyum ve çeşitli yetenekler –sadece zeka değil- önemlidir. Sadece test skorlarına bakarak, insanların başarılarını değerlendirmek trajik bir hata olur.

    Zekadaki yaş düşüşünün tanımı ilettikleri açısından bu kadar sınırlıysa neden bu kadar rahatsız edicidir? Birincisi, bu bilgi sınırlı olmasına rağmen önemlidir. Zeka başarılı davranışın en temel ögelerinden birisidir. İkinci olarak, testler araştırma amacı için faydalıdır. Yaş ile hangi yeteneklerin değişip hangilerinin değişmeyeceğini ve zekasal yeteneklerin nasıl geliştirilebileceğini bilemiyoruz.

    E. ZEKA VE FİZİKSEL DURUM

    Zekanın hayatın çok ileri noktasına kadar (yaşa bağlı olarak) azalmadığına inanan birçok araştırmacı, yapılan pek çok çalışmada sağlık durumu iyi olan yaşlı insanların, kötü olanlara göre daha yüksek performans gösterdiğine dikkat çekmiştir. Yani zeka ve medikal problemler bağlantılıdır ve bu sebepten sadece yüksek eğitimli yaşlı insanlar hakkında yapılacak çalışma seçimi, sadece sağlıklı insanlarla yapılacak çalışma seçiminde benzerdir. Bu seçim yapaydır ve örnek teşkil etmez.

    Sağlıksal açıdan problemli insanların sağlıklılara oranla daha düşük performans gösterdiğini bir çok araştırma açığa çıkarmış olmasına rağmen; biri diğerine göre daha sağlıklı iki temel grubun kıyaslanmasını içeren bir çalışma alışılmışın dışındadır: gruplardan biri yoğun medikal testlerden geçirilerek seçilen, hiçbir sağlık problemi izine rastlanmayan yaşlı erkeklerden oluşuyordu. İkinci grupsa medikal olarak çok az problemi olan yaşlı erkeklerden oluşuyordu. Bu birinci grup, sıra dışı bir şekilde, çok az problemi olan ikinci gruba göre testlerin çoğunda daha düşük performans gösterdiler. Sözlü testlere göre, performans testleri grupların farklılığını daha fazla ortaya koymuştur ( Botwinick & Birren, 1963).

    1. Damarsal Problemler

    Wilke ve Eistor (1971), spesifik olarak kalp-damar sorunlarına odaklanmıştır. On yıldan fazla zaman dilimine yaydıkları çalışmalarında, yüksek kan basıncının zihinsel düşüşü ortaya çıkardığını gösteren alışılmadık bir çalışma gerçekleştirmişlerdir: 60-69 yaş arası insanlar normal kan basıncı gösteren, sınırda olan ve yüksek kan basıncı gösteren olmak üzere üç ayrı gruba bölündü, ve bu insanlar on yıl sonra test edildi, geçen zamanda meydana gelen değişikliklere bakıldı.

    Yüksek kan basıncına sahip grup en fazla düşüş kaydetmiştir. Düşüş tüm WAIS skorlarında ve performans testlerinde görülmüştür ama sözlü testlerde görülmemiştir. Normal kan basıncı olan grupsa, yüksek kan basıncına sahip grup kadar fazla olmamakla beraber benzer bir düşüş sergilemiştir. Şaşırtıcı bir şekilde sınırda kan basıncı seviyesine sahip grup bu zaman içinde gelişim göstermiştir. Bu durum, hafif kan basıncı artışları yaşlılarda yeterli beyin sirkülasyonunun sağlanmasında gerekli olabilir, diye düşündürmüştür.

    Damarsal çalışmalarla ilgili bir başka araştırma Hertzog Schaie ve Gribin (1978) tarafından yürütüldü. Büyük PMA’ nın bu kısmını figür 14.4’ te tasvir edilmiş olan damarsal problemlerin çeşitli kategorileri şeklinde analiz etmişlerdir. Aynı zamanda kalp damar problemleri olanların testlerde daha zayıf sonuçlar verdiğini kaydettiler, damar tıkanıklığı ve beyin damarları ile ilgili sorunları olan insanlar özellikle psikomotor testte zayıf kaldılar. Çalışma dışı kalma ihtimali en yüksek olan insanlar, bu teşhisler konmuş insanlardır; kalp damar sorunu olmayan insanlar ve yüksek kan basıncına sahip insanlar da kalması en muhtemel insanlardır.

    2. Duyum Kaybı

    Duyum kaybıyla WAIS de dahil olmak üzere bilişsel test performansı arasında ilişki kurulmuştur. Bu ilişki, ne kadar duyum kaybı olursa testlerdeki performansın o kadar düştüğünü göstermiştir. Genel sağlık verisinden farklı olarak sözlü testler bu sözlü olmayan testlere göre daha iyi yansıtır. Normal yaşlanmaya daha dayanıklı olan testler duyum kaybıyla daha yakından ilgili olanlar arasındadır. Yaşlı denekle, test performansının öne sürdüğünden daha fazla zihinsel yeterliliğe sahip olabilirler.

    F. ZEKA VE EĞİTİM

    Kişilerin problem çözme yeteneklerinin nedenlerine ilişkin çalışmalarda Kesler, Denney, Whitely (1976) 30-50 ve 65-81 yaş arasındaki deneklere, değişik problem çözme taslakları uygulamışlardır. Araştırma sonuçları, bireylerin problem çözme performanslarında eğitim düzeyinin etkili olabileceğine işaret etmiştir. Örneğin, sözü edilen araştırmada, deneklerin eğitim düzeylerine bakıldığında, yaşlı deneklerin gençlerden daha az eğitim gördüğü saptanmıştır.

    Problem çözmede deneklerin eğitim düzeyinin önemli bir faktör olabileceğine işaret eden bir başka çalışma da Heyn, Barry ve Pollack (1978) tarafından yapılmıştır. Bu çalışmada, 20-30, 40-50, 60-70 yaş gruplarındaki deneklere, aritmetik hesaplamalarla ilgili bir dizi mantıksal çıkarım sorusu sorulmuştur. Sonuçlar, gençlerin ve yaşlıların performanslarının birbirine eşit olduğunu; en iyi grubun ise orta yaşlılar olduğunu göstermiştir. Bu araştırmada da orta yaşlıların eğitim düzeyinin en yüksek, yaşlıların ve gençlerin eğitim düzeylerininse birbirine eşit olduğu görülmüştür.

    Problem çözmeyle ilgili yukardaki veriler, yaşın ve eğitim düzeyinin, deneklerin problem çözme becerisini bir arada etkilediğini göstermektedir. Bir başka deyişle, bu araştırmalar, problem çözme stratejilerinin, deneklerin yaşlarından mı yoksa eğitim düzeylerinden mi etkilendiğini, bu iki değişkeni birbirinden ayırarak inceleyememişlerdir. Çünkü eğitim düzeyini bütünüyle kontrol etmek, daha önce de belirtildiği gibi yıllar içinde eğitimin niteliğinde olan değişiklikler kontrol edilemediğinden pek mümkün görünmemektedir.

    Eğitimin soyut kavramlar kullanabilme yeteneğiyle ilişkisi bilindiğinden, Denney (1980) bu sorunu, eğitim düzeyinden etkilenmesi beklenmeyen somut problemler kullanarak aşmayı denemiştir. 30-50 yaş arası deneklerle 60-90 yaş arası deneklerin karşılaştırıldığı bu araştırmada deneklere klasik 20 soru taskı ve oyun kartlarının materyal olarak kullanıldığı bir başka problem çözme taskı uygulanmıştır. Oyun kartları kullanılan taskda , yaşlı denekler ile genç denekler arasında problem çözme performansı faklılıkları olmadığı görülürken, 20 soru taskında, gençlerle yaşlılar arasında gençler lehine performans farkı bulunmuştur.

    Yaşa bağlı problem çözme farklılıklarını, tasklardan kaynaklanan farklardan arındırabilmek kaygısı, araştırmacıları ekolojik geçerliği olan, yani deneklerin günlük hayatlarında kullandıkları türden problemleri aramaya ve kullanmaya yöneltmiştir.

    Günlük yaşamla ilgili problem çözme tasklarından biri, Denney ve Palmer (1981) tarafından kullanılmıştır. 20-79 yaşları arasındaki deneklere, klasik 20 soru taskının yanı sıra gerçek yaşamda karşılaşabilecekleri türden problemlerle ilgili 9 soru sorulmuştur ( örneğin; “eve gelen bir pazarlamacıdan bir elektrik süpürgesi satın aldınız. İki veya üç hafta sonra bozuldu. Ne yaparsınız?” gibi ). Denney ve Palmer (1981) her iki tür problem çözme taskında da yaşın ve eğitim düzeyinin anlamlı etkisinin olduğunu bulmuşlardır. Yaş ilerledikçe problem çözme yeteneklerinde bir düşme olmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek olan denekler her yaş düzeyinde, eğitim düzeyi düşük kişilerden daha başarılı olmuşlardır.

    Cornelius ve Caspi (1987) tüketici problemleri, ev idaresi, aile içi problemler, yakın arkadaşlarla çatışmalar, iş arkadaşlarıyla çatışmalar ve teknik bilgileri içeren günlük yaşam durumlarıyla ilgili altı pratik problem çözme taskını, 20-78 yaşlarındaki deneklere uygulamışlardır. Geleneksel 20 soru taskındaki bulguların tersine, problem çözme başarısında yaş ilerledikçe artış olduğunu bulmuşlardır.

    Yukarıdaki çalışmanın tam tersi bir sonuç ise Devolder’in (1993) çalışmasında elde edilmiştir. Altısı yasal altısı ekonomik alandaki pratik problem çözme sorularının 47-65 yaşlarındaki deneklere uygulanması sonucunda, gençlerin yaşlılardan daha başarılı olduğu bulunmuştur.

    Günlük yaşamla ilgili pratik problemlerin kullanıldığı araştırmaların böyle çelişkili sonuçlar vermesinin nedenlerinden birinin deneklerin günlük yaşama katılma düzeyleri olması mümkündür. Özellikle yaşlılıkta bazı bireylerin, çeşitli nedenlerden ötürü günlük hayatlarını diğer bazı bireylere göre çok daha aktif, çeşitli etkinliklere katılarak ve bu etkinlikler sırasında karşılaştıkları çeşitli sorunlara çözümler üreterek geçirdiklerine dikkat çekmektedir. Ancak günlük hayata katılımın, günlük hayatta girişilen etkinlik düzeyinin problem çözme tasklarındaki başarı ile ilişkisini irdeleyen araştırmalara ise rastlanılmamıştır.



    Eğitimin Etkilerini Kaldırmak

    Eğitimin etkilerini kontrol etmek ya da kaldırmak, hem aynı yönde olan farklılıkları analiz etme gibi istatistiksel tekniklerle hem de sadece eğitim seviyesi belli kriterlere uyan insanları test etme gibi seçim işlemleriyle sağlanabilir. Başka bir deyişle, seçim bir bütünü temsil edecek bir grup ya da tek bir temsilci üzerine değil de benzer öğrenim seviyesine sahip insanları seçmek üzerine kurulmuştur.

    Green bunu yaparak bir çalışmayı tamamladı. 25-29, 35-39, 45-49 ve 55-64 olmak üzere dört yaş grubundan insanlara WAIS verdi ve klasik yaşlanma numunesini buldu: sözlü skorların bağıntılı sürdürülmesi ve hem performans hem de orijinal ebat skorlarında azalma. Bunun üzerine, eğitim seviyeleriyle yaş gruplarını eşleştirdi. 14.3 figürü bu eşleştirmenin etkilerini sergiliyor. Sözlü yeteneklerin sürdürülmesi yerine, istatistiksel olarak yaşla birlikte önemli ölçüde bir yükseliş görüldü.

    Figür 14.3’teki eğrilerden hangisi daha anlamlı? İçi boş dairelerle gösterilen, temsili örneklendirmeyi ifade eden eğriler mi; yoksa içi dolu dairelerle gösterilen, eşleştirilmiş eğitim gruplarının eğrileri mi? Bu, sorulan soruya bağlıdır. Bireyler toplumda normal olarak bulunuyorlarsa, araştırma yolu, temsili örneklendirmedir. Eğitimin etkilerini sorgulayan sorular için, eşleştirilmiş örneklendirme uygun olabilir. ( fakat eğitim seviyesinin etkisinin önemini belirlemek için istatistiksel teknikler çok daha uygundur ). Eşleştirilmiş örnekleri temel alan sorular daha çok teorik kapasite bakımından zekanın tanımlarına bağlıdır. Temsili örneklendirmeye bağlı sorular ise daha çok test esnasındaki kapasite bakımından zekanın tanımlanmasına bağlıdır.

    Yaşlı yetişkinlerin çoğunun genç olanlardan daha az öğrenime sahip olmalarından dolayı, böyle bir prosedürün yapay yaş kıyaslamalarında yüksek oranda işe yaradığı dikkate alınmalıdır. Yüksek tahsilin yüksek zekaya ya da yüksek zekanın yüksek tahsile yarayıp yaramadığı net olmadığından dolayı, yaşlıyla genci eğitimi temel alarak karşılaştırmak yapılamamaktadır.

    Figür 14.3: yaşın bir fonksiyonu olarak WAIS’in ölçülmüş skorları. İçi boş daireler Porto Riko nüfusunun rasgele düzenlenmiş bir yaş örneğini temsil eder, içi dolu daireler ise bu yaş gruplarının eğitimin temel alınarak karşılaştırılmasını temsil eder.

    G. ÖZET

    Zekanın kesitsel çalışmalarının verilerinde çelişki yoktur. Veri, gençlerin yaşlılara oranla daha iyi performans gösterir. Örneğin kesitsel çalışmalardan biri ve PMA testi, 50 yaşına kadar yaş artımıyla sonuçların başarı açısından düşme gösterdiğini bildirmiştir.

    PMA ve WAIS-R farklı yaş numunelerini içeren farlı alt testlerden oluşur. Bu test ve alt testlerde ölçülen önceden edinilmiş, genel olarak sözel olan yetiler daha sonra da sürdürülme eğilimindedir. Bazı sözlü testler, bazen ölçtükleri fonksiyonların genel olarak çevresel fırsatlara bağlı olduğu vurgulayarak, kesinleştirilmiş testlerde uygulanır. Mantık ve algısal-integratif yetenekleri ölçen bazı testler yaşla birlikte değerlendirilmez, hız gerektirir. Bu tür testler sabit olmayan testler olarak adlandırılır.

    Tüm araştırmacılar yukarıdaki kesitsel numuneyi yaşa bağlamaz. Birçoğu kesitsel çalışmaların farklı çağlarda oluşan yaş gruplarını kıyaslamaktan daha az işe yaradığına inanır ve onlara göre bu numune yaştan çok, uygun kültürel fırsat ve değerleri yansıtır. Birçoğu kesitsel grup kıyaslamalarında önemli olanın olgunlaşma durumundaki yaş değil de farklı kültürel etkileşimler olduğuna inanır. Böyle inananlar tarafından hala sürdürülen bir görüş, yaşlanmanın etkilerini ölçmenin en iyi yolunun süreç yollu çalışmalar olduğudur.

    Boylamsal araştırmaların temel bir problemi ise bireylerin çalışmaların dışında kalmasıdır. Bireyler çalışmadan rast gele atılmazlar, genellikle düşük performans gösterenler atılırlar. Böylece üstün zekalı bir çok birey çalışmanın genelliğini sıralayarak kalır. Bunun sebebinin zayıf puana sahip dışta kalan bireylerin zayıf bir sağlığa sahip olduğuna inanılır. Bu, yaşın bir gerilemeye sebep olmadığını ama sağlığın bozulduğunu ileri sürer.

    Genel fikre karşıt olarak, dışta kalanlar değerlendirildiğinde boylamsal çalışmalar kesitsel çalışmalardan çok da farklı bir bilgi sağlanmaz. Bazı boylamsal çalışmalar, kesitsel çalışmalardan daha az gerileme sağlar ve bazıları yaşamın sonraki sürecinde bir gerileme gösterir. Bununla birlikte genel olarak, kesitsel çalışmalar gibi bunlar da kesinleştirilmiş fonksiyonların sabit olmayan fonksiyonlarla bağlantılı sürdürülmesinde gerileme sergilerler. Maalesef böyle bilgiler kolaylıkla çürütülür. Kesitsel ya da süreçli zeka testleri performansları normal sınırlar içerisinde, bireylerin günlük yaşam aktiviteleriyle çok az alaka gösterirler.
    Zeka testlerindeki performans, kişinin deneyimsel ve çevresel fırsatları çerçevesi içerisinde ölçmelidir. Örneğin, daha fazla okul eğitimi görmüş bireyin daha yüksek test sonucu elde etmesi muhtemeldir. Bugünün daha genç yaşlıları, daha yaşlılara oranlara daha fazla okul eğitimi görmüşlerdir. Bu, şu anki bazı yaş numunelerinin gelecekte farklı olabileceğini öne sürer. Eğer kesinleştirilmiş zeka, sabit olmayan zekaya göre daha fazla kültürasyona dayalı olsaydı gelecekte yaşlılarla ilgili elde edilebilecek olanlar önceden görülebilirdi.

    Son yıllarda yerli bir çalışma şekli ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, yaşlıların zihinsel yeteneklerini sabit kabul ederek geliştirmek için neler yapılabileceğine odaklanır. Bu çalışmalarda, eğitim ve uygulama süreci sağlanmıştır ve ölçüler geri dönüşmüş verilerden oluşmuştur. Bu çalışmalar göstermiştir ki, gençler gibi yaşlılar da potansiyelden çok tipik olduğundan teste tabi tutulurlar.

    Neugarten ( 1976) ise yaşlılık ve zeka konusunda şu sonuçlara varmaktadır:

    • Kronolojik yaş başarıyı kestirmede iyi bir etken değildir.
    • Eğitim düzeyi, yaşlılıktaki başarıyı kestirmede etkendir, eğitim düzeyi yükseldikçe başarı da yükselmektedir.
    • Tepki hızı yaşla azalır. Bunun sonucu olarak yaşlı kişi hızlı koşullarda verilen bir testte özellikle zayıf bir başarı gösterir.
    • Fiziksel ve zihinsel bakımdan aktif olan bir yaşlı, aktif olmayandan daha başarılıdır
    • Zihinsel gerileme uzun ömürlülükle ters orantılı görülmektedir; daha az parlak olanlar erken ölürler.
    • Zihinsel gerileme, yaşlı erkeklerde yaşlı kadınlarınkinden daha fazladır.

    Sonuç olarak, hız, fiziksel etkinlik ya da kısa vadeli bellek gerektiren yeteneklerin zamana bağlı olmayan ya da deneyimden kaynaklanan yeteneklerden daha fazla düşüş gösterdikleri söylenebilir. Bu bulgu, yaşlı kişilerin gençlerden ya da orta yaşlılardan daha az zeki oldukları anlamına gelmez. Tepkinin yavaşlaması, zeka ölçümlerinin gençlerinkinden daha düşük olmasına yol açmaktadır. Yaşlı kişilerin görsel ve devinimsel eşgüdüm gerektiren görevlerde birtakım özel güçlükleri olduğu da açıktır.

    Kaynak: Ege Üniversitesi PDR Bölümü Yetişkinlik ve Yaşlılık Psikolojisi Ders Notları
     

Sayfayı Paylaş