Yaşlılık

Konu, 'Yaşlılık Psikolojisi' kısmında Sûkutta Bir Mülteci tarafından paylaşıldı.

  1. YAŞLILIK GENEL BAKIŞ

    Yaşlılık yaşam sürecinin doğal ve kaçınılmaz bir dönemidir. Teknoloji ve tıp bilimindeki doğal gelişmeler ayrıca beslenme konusundaki önemli değişmelerin sonucu olarak, yaşam süreci uzamış ve yaşlılık konusu önemli bir konu haline gelmiştir.

    Günümüzde yaşlı nüfusu yediyüzmilyon civarındadır. Doğum oranlarının azalması yaşam beklentisinin yükselmesi yaşlı nüfusun artışının nedenleridir. Dünya nüfusunun %12 sini yaşlılar oluşturur.

    İnsan organizmasının, yaşam döngüsünün, herhangi bir organizma gibi doğumla başlayıp ölümle son bulması doğanın evrensel bir olgusudur. Yaşlılık yaşam karşısında kayıpların ve çöküşün görüldüğü bir dönemdir. Aynı zamanda kültürel, çevresel ve ekonomik etkenlerin hazırladığı bir sonuçtur.

    YAŞ KAVRAMI

    Yaş kavramı biyolojik ve kronolojik olmak üzere ikiye ayrılır.
    Kronolojik yaşlanma: insanın doğumundan içinde bulunduğu zamana kadar geçen yılların toplamıdır.
    Biyolojik yaşlanma: kişinin mensup olduğu nüfus kitlesinin yaş ortalamasına göre kıyaslanan yaşlanma durumudur. Biyolojik yaş, kalıtsal etmenlerin, kimyasal, psikolojik ve çevresel etmenlerin etkisi altında oluşmaktadır.
    Kronolojik yaş ile biyolojik yaş birbirleriyle paralel bir seyir göstermektedirler. Bazı kişilerde biyolojik bazılarında ise kronolojik yaşlanma hızlı gidebilir. Her insanın yaşamında yaşlanma ilk ölüm sürecinde farklı toplumsal ve kültürel etkenler rol oynamaktadır.

    Toplumsal değerler ve diğer etkenler toplumda yaşlılığa verilen değeri ve yeri belirtmektedir. Bu bakımdan yaşlılık aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir kimlik kazanmaktadır.

    Yaş konusunda bazı çelişkiler vardır. Ör. Kronolojik olarak belli bir yaşa gelmek mi, biyolojik olarak belli bir döneme gelmek kriter olarak alınacak bu konuda belirsizlikler söz konusudur. Gelişmiş ülkelerde genelde 65 yaş ileri yetişkinliğin başlama yılı olarak kabul edilir. Ancak orta yıllarla ileri yıllar arasında sınır olarak bu yaşın seçilmesinde kesinlik yoktur. Yaşlılığın 65 yaş ve sonrasıyla tanınması Bismarck tan kaynaklanmıştır. Sözgelimi bir bireyin 65 yaşında olduğunu söylemek onun genel sağlığı, fiziksel yada psikolojik dayanıklılığı, zihinsel yetenekleri,, yaratıcılığı konusunda bize hiç bilgi vermez..

    Gerontoloji: yaşlılığın bütün yönlerini inceleyen bilim dalı.
    Geriatri: yaşlıların sağlık sorunlarını açıklamaya ve tedavi etmeye çalışan etkinlikleri içerir.
    Bazı gerontologlar ‘65–74’ arası ‘genç yaşlı’ 74 yaş üstü ise ‘yaşlı yaşlı’ olarak yaşlılığı sınıflandırmışlardır.

    Yaşlanma yaşamın başından sonuna kadar devam eder ve en hızlı olduğu dönem anne karnındaki dönemdir.





    Timiras yaşlanmayı ‘kaza, hastalık ve diğer çevresel etmenlerin kaçınılmaz bir biçimde artmasına neden olan fizyolojik yeterlilik azalması olarak tanımlamıştır. O zaman şöyle diyebiliriz ‘yaşlılık, organizmanın diğer uyarıcılara yeterince uymaması karşılık vermemesidir.’

    Yaşlılığın hangi yaştan hangi yaşa kadar sürdüğünü tespit etmek mümkün değildir. Buna rağmen yaşlılıkta bazı faktörlerden söz edilebilir. İstatistikler uzun yaşamada kalıtımın başta gelen nedenlerden biri olduğunu göstermektedir.

    Yaşlılığı belirleyen faktörler:

    1 Kalıtım
    2 Kişinin yaşam tarzı
    3 Yaşama tarzları
    4 Geçirilen hastalıklar ve şekli
    5 Beden şekli
    6 Yetersiz ve düzensiz beslenme
    7 Psikolojik dengesizlikler


    YAŞLILIK KURAMLARI

    Gerontoloji yaşlanmanın, ırkların var olmasına ilişkin evrimsel bir süreç sonucu mu,yıpranmanın birikmiş etkisi sonucumu, yoksa doğal fizyolojik değişim sonucumu ortaya çıktığını saptayamamıştır.
    Yaşlılık ile ilgili kuramlar biyolojik ve toplumsal kuramlar olmak üzere iki bölümde incelenir.

    Biyolojik Yaşlanma Kuramları

    Belirli ırkların yaşam uzunluklarında kalıtsal özelliklerin rol oynadığı açıktır. Türlerin yaşam süresi, genetik ve kalıtsal özelliklerinin evrimiyle ortaya çıkmıştır.
    Çok hücreli canlılarda kalıtımsal özelliklere bağlı olarak, hücreler arasında fiziksel ve kimyasal ilişkilerin zaman içinde gösterdiği değişmeler yaşlanmanın biyolojisine ilişkin kuramların temel taşını oluşturmaktadır. Biyolojik kuramlarda organizmanın kalıtımsal kuruluşu tarafından programlanmış ve dış etkenler sonucu meydana gelen rastlantısal biyolojik olayların yaşlanmanın temelini oluşturduğunu savunan kuramlar vardır.
    Weismann yaşlanmayı ve ömrün sınırlı oluşunu olumlu ve yararlı bir uyarlama şeklinde kabul ederken, buna karşılık Bidder yaşlanma, ölümü evrimin meydana getirdiği bir mekanizmanın yan ürünleri olarak görmektedir.
    Doku dayanıklılığının sonsuz olmadığı, iç ve dış etkenlerin etkisiyle yıpranmaların meydana geldiği, yıpranma hızının yenilenme hızından fazla olmasıyla dokulardaki yıpranma sonuçlarının birikmesi yaşlanma olayını meydana getirdiği ifade edilmektedir.




    Genetik olarak insan ömrü 120-130 sene dolayında programlanmıştır.20 yaşına kadar bedenimiz sürekli gelişir ve maksimum fonksiyon kapasitesine ulaşır.Bundan sonra DNA her yıl üretim yeteneğinin % 1’ini kaybeder.DNA ölümü ve böylece insan ölümü 120 yaşları civarında olmalıdır.
    Biyolojik yaşlanmayı açıklamaya çalışan başlıca kuramlar :

    Yaşam Enerjisi Teorisi

    Her canlı yaşama belirli bir enerji kredisiyle başlar.Yaşam boyunca bu kredilerden harcamalar yapar.Yaşam biçimine göre kim bataryasını çabuk boşaltırsa o erken ölür.Bu teoriye göre uzun ve sağlıklı yaşam özellikle bu enerjiyi hoyratça harcamamıza bağlıdır.
    Bu teoriyi en iyi açıklayan olay arıların yaşamıdır. İşçi arıların 600 km. uçuş enerjileri vardır. Bu mesafeyi tamamlayınca ölürler. Bunun yanı sıra kovanda bekleyen kraliçe arının ömrü 5 senedir. Hızlı, hareketli kuş,fare gibi hayvanlar fazla yaşayamazken fil,timsah,kaplumbağa gibi ağırkanlı hayvanlar uzun yaşarlar.

    Serbest Radikaller Teorisi

    Demirin paslanması, soyulmuş elmanın kahve rengini alması oksijenin etkisiyle olur. Bu olaya serbest radikaller neden olur. Kimyasal terimle oksidasyon olarak tanımlanır.
    Vücutta ise serbest radikaller elektronu eksik moleküllerdir ve bunu kazanmak için başka molekülere saldırır. Saldırılan moleküller serbest radikaller haline gelir. Böylece başlayan zincirleme tepkimeler hücre ve organlara zarar verirler, yaşlanma hızlanır. Vücudumuz özel enzimleriyle, hormonlarla ve besinlerle aldığımız özel antioksidanlarla serbest radikallerle savaşır. Stres, sigara, ultraviyole ışınlar, röntgen, çevre kirliliği serbest radikaller üretimini hızlandırır, kolaylaştırır.

    Telomer Teorisi

    Mum içerisindeki ip yandıkça kısalır ve ip sonuna gelince mum söner.
    Telomerler hücremizde kromozomların sonunda bir küçük takke gibi bulunan yaşam ipleridir. Doğumla yanmaya başlar ve yaşam boyu bu yaşam ipleri kısalır.
    Telomer kaybını belirlenmiş bir programa sahip olduğu ve dışarıdan müdahale edilemeyeceği düşünülmektedir. Ancak araştırmalar kısa süre önce telomeri dış etkilerin etkileyebileceğini saptadılar. Serbest radikallerin etkisi ne kadar artarsa telomer kısalması o denli hızlı olur.

    İmmün Teorisi

    İmmün sistemi vücudun savunma ordusudur. Hastalığa yok açan mikroplara karşı savaşır. Bozuk hücreleri fark edip elemine eder. Stres, yanlış beslenme, uykusuzluk gibi etmenler immün sisteminin hassas dengesini bozar. Hastalık ve tümörlerin oluşumu kolaylaşır ve yaşlanma hızlanır.

    Hormon Teorisi

    Uzun ömrün anahtarı hormonlardır.Senelerce bilim adamlarınca insan yaşlandığı için hormonlarının azaldığı düşünülmüştür.Bugün vücudun hormın yapımını azaltması ve kan hormon düzeyinin düşmesi sonucu insanın yaşlandığı kabul edilmektedir.


    40-50 yaşları arasında çoğu hormonların kan düzeyi düşer. Eş zamanlı olarak da çoğu insanda ilk yaşlılık yakınmaları başlar.Özellikle düşme, gençlik hormonları olarak bilinen melatonin, DHEA (dehidroepiandrosteron), büyüme hormonu, östrojen ve testosteronda dikkati çeker.

    Yaşlanmanın biyolojik sürecini açıklamaya çalışan bütün bu kuramların yanı sıra yaşlanma sürecini tanımlayan başka kuramlarda vardır. Bu kuramlar; birincil yaşlanma,ikincil yaşlanma ve üçüncül yaşlanma sürecini tanımlamaya çalışır.
    Birincil yaşlanma bir türün bütün üyelerinde ortaya çıkan aşamalı kaçınılmaz yaşa bağlı değişiklikleri içerir.Altı başlık halinde incelenir.
    Genetik Programlama kuramına göre düzenleyici genler gelişim sırasında harekete geçerler ve dururlar.Orta yaşlara yaklaşırken ya gençlik genleri durur yada yaşlanma genleri harekete geçer.Şu halde bedenin bozulması ve ölümü genlerin önceden programlanmış olmasıyla ortaya çıkmaktadır.Başka bir deyişle genler elden çıkarılabilecek bedenler üretmektedir.
    Zaman Ayarlama kuramına göre hipotalamusun içindeki biyolojik saat pitüiter bezine gönderdiği sinyalleri azaltmaya başladığında bedenin hormon dengesi bozulmakta ve yaşlanma başlamaktadır.
    Bağışıklık Mekanizması kuramına göre yaşlanma bağışıklık sisteminin olanaklarının azalmasıyla başlar. Bağışıklık sistemi yabancı maddeleri tanımakta zorluk çeker. Anormal hücreler de bedene saldırmaya başlar.
    DNA Onarımı kuramı DNA’yı onarma yeteneğini ****bolizma sırasında ya da kirlenme ve radyasyonla temas sonucunda ortaya çıkan yıkımla baş edemeyeceğini varsaymaktadır.
    Kopya Yanlışlarının Birikmesi kuramına göre biyolojik yıkımın hücredeki protein sentezi sırasında yapılan yanlışların sonucu olduğu varsayılır.
    ****bolik Artıklar kuramında ise organizmalar yaşlanırlar, çünkü hücreleri ****bolizmanın artık ürünleriyle yavaş yavaş zehirlenirler ya da işlevleri bozulur.

    İkincil Yaşlanma insanların çoğunda ortaya çıkar fakat evrensel veya kaçınılmaz değildir. Bu tür yaşlanma, hastalığı, kullanımı bırakmayı ya da kötü kullanımı içeren yaşam boyu sürecin sonucudur.

    Üçüncül Yaşlanma yaşamın sonunu haber veren hızlı, sonlu bozulmalardır.Sağlıkta bu değişmeler normal yaşlanmadaki değişmelerde hem nicelik hem de nitelik bakımından farklıdır.Yaşamın büyük bölümü uykuda geçer, ölüm beklenir.








    YAŞLILIKTA TOPLUMSAL GELİŞİM

    İnsanlar yaşlandıkça hayatın anlamı, özellikleri ve biçimleri değişmektedir. Bu değişimlerle baş etmek için yeni stratejiler geliştirilir. Yaşlı kişilerdeki bu değişiklik ve geliştirilen yeni stratejiler onların aile ve toplumsal yaşamlarını da etkilemektedir.





    I.Aile Yaşamı

    Yaşlılık dönemi çalışan erkeğin ya da kadının emekli olmasıyla başlar. Bu bakımdan ailedeki en önemli değişim gelirdeki belirgin düşüştür. Gelirdeki bu düşüş ailenin yaşam standartlarını da aşağı çeker. Hele bu dönemde çiftin sağlığında meydana gelen bozulmalar ekonomik güçlüğü daha da arttırır. Böyle durumlarda geniş aile örüntüleri tersine dönmeye başlar. O güne kadar gençlere büyükler destek çıkarken, artık büyükler gençlerin yardımına muhtaç olmaya başlarlar. Aile yaşamında meydana gelen değişikliklerin iki tür özelliği vardır:
    Demografik Özellikler:

    Ailedeki değişmeler genellikle nüfus yığılmaları şeklinde görülür. Ailedeki yaş ortalaması artmış ve çocuklar ailenin küçük bir parçası durumuna gelmiştir. Ayrıca genç insanlara bağımlı yaşlı nüfusu da artmıştır. Eskiden sadece büyük anne ya da büyük baba olan bireyler artık kendi çocuklarının büyük anne baba olduklarını görmeye başlarlar. Artık aile dört kuşaklı geniş bir aile olmuştur. Ölüm oranlarının düşmesi, ölüm yaşının artması ve erken evliliklerde aile nüfusunu arttırmaktadır.
    Psikososyal Özellikler:

    İnsanlar yaşlandıkça akraba oldukları insan sayısı da artmaktadır. Ailedeki yaşlı sayısının artması da yaşlılar arasındaki sosyal etkileşimi arttırmaktadır. Bu etkileşim gençler arasındaki etkileşimi de olumlu yönde etkilemektedir.
    Emekli olan ve kendi çocuklarını evlendirmiş olan çocuklar hem ana babalarının hem de kendi çocuklarının istekleri arasında güç duruma düşmektedirler. Buna da “ orta kuşak sıkışması” denir.
    ABD’de 1900’lerin başlarında yapılan araştırmada 65 yaşındaki nüfusun %60’ı çocuklarının yanında barınırken, bu oran 1980’lerde %15’e düşmüştür. Bu farklılık özellikle yüzyılın ikinci yarısında hızlanmıştır. Bunun en önemli sebebi ise yaşlıların bağımsızlıklarını koruma istekleridir. Ancak bu yalnız yaşama eğilimine karşın yaşlıların çoğu da kendilerine yakın gördükleri akrabalarının yanında barınmaktadır.
    Genel olarak ta erkekler ana babalarına ekonomik, kızlarsa toplumsal ve duygusal destek sağlamaktadırlar.


    II. Toplumsal Çevre

    Araştırmalar çoğunlukla yaşlılarda aile yaşamına yönelik görünseler de arkadaşlık ilişkileri de ortaya koymaktadır. Yaşlılıkta uzun süreli arkadaşlık ilişkilerinin sürdürüldüğün yanı sıra bazı ilişkilerinse yaşla birlikte zayıfladığı öne sürümlüktedir. Bu anlamda bir cinsiyet ayrımına da gidilmektedir. Birçok araştırmacı kadınların daha anlamlı ve derin arkadaşlık kurduklarını, ancak erkekler kadar geniş arkadaş çevrelerinin olmadığını vurgulamaktadırlar. Ayrıca erkeklerde eş kaybına daha zor uyum sağlandığını, kadınlarda ise aynı durumda arkadaşlarına daha kolay dönüp acılarını daha kolay silebildikleri de dile getirilmektedir.
    Yaşlanan birinin yaşlılığa uyum sağlamasıyla, topluma uyum sağlaması arasında yakın bir ilişki olduğu da belirtilmektedir. İşte bu ilişkiyi açıklayabilmek uyum kuramları ortaya çıkmıştır.


    İlişki Kesme Kuramı:

    Elaine Cumming ve William E. Henry’nin geliştirdiği kuramda yaşlılığı; fiziksel, psikolojik ve toplumsal açıdan toplumsal dünyadan yavaş yavaş geri çekilme süreci olarak tanımlamaktadırlar.
    Fiziksel olarak: İnsanlar etkinlik hızlarını azaltır ve enerjilerini ellerinde tutmaya çalışırlar.
    Psikolojik olarak: Geniş dünyayla ilişkilerini, öncelikle kendilerini ilgilendiren yaşam alanlarına indirgemeye çalışırlar.
    Toplumsal olarak: Karşılıklı bir çekilme söz konusudur. Yaşlanan insanın gençlerle olan etkileşiminde bir azalma görülür. Birey toplumdan geri çekilir, toplumda bireyden elini çeker.
    Kuramcılar bu geri çekilmeyi, toplumu ve bireyi, bir hastalık sonucu ye da ölüm sonucu ilişkilerin kesilmesine önceden hazırlık olarak nitelendirmektedirler.
    Etkinlik Kuramı:

    Robert J. Havinghurst, Bernice L. Neugarten ve Sheldon S. Tobin tarafından geliştirilen kuram İlişki Kesme Kuramı’na alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Kuramda kaçınılmaz biyolojik ve sağlıksal değişmeler dışında yaşlı kişiler temelde aynı olan psikolojik ve toplumsal gereksinmeleriyle orta yaşlı kişilerle aynıdır. Bu bakımdan yaşlılığı belirleyen toplumsal etkileşimin azlığı, toplumun yaşlı kişilerden elini çekmesinden kaynaklanıyor.
    Ancak yaşam deneyiminin kalitesinin en anlamlı ölçüsü olarak moral, yaşam doyumu ve düzenleme olarak görülüyor.

    Rol Bırakma Kuramı:

    Bu kuram Z.S.Blau tarafından geliştirilmiştir. Blau’ya göre emeklilik ve dulluk yaşlı kişinin toplumun temel kuramsal yapılarına katılımını sona erdirir. Buna bağlı olarak da yaşlıları toplumsal bakımdan yararlı kılan olanaklarda azalmaktadır. Yani bireyi toplumda tutan yaptığı iş ve evlilik durumudur. Eğer bunları kaybederse toplumdan da yavaş yavaş düşeceği belirtilmektedir.

    Toplumsal Değiş Tokuş Kuramı:

    Kuram James J. Dowd tarafından geliştirilmiştir. Kuramda insanların birtakım ödüller (ekonomik destek, güven vb.) için toplumsal etkileşimde bulundukları belirtilmektedir. Bu ödül elde etme sürecinde bazı bedellerde (yorgunluk,çabalama vb.) öderler. İnsan yaşlandıkça mücadele gücü de azalacağından gençken bedelleri göze alan birey yaşlandıkça bu bedellerin altından kalkamaz ve ödüllerle bedelleri değiş tokuş ederler. Örneğin yaşlı işçiler iş gücündeki yerlerini toplumsal güvenlik ve tıbbi hizmetle yer değiştirirler.

    Süreklilik Kuramı:

    R.C.Atchley tarafından geliştirilen Süreklilik Kuramı, yaşlılıkta bazı rollerle ilişkilerin kesilmesi bazı rollerdeki başarının sürdürülmesi birleşimine dayanmaktadır. Atchley’e göre kişi yetişkinlik döneminde birtakım bağlantılar, alışkanlıklar, tercihler geliştirir ve bunlar kişiliğin bir parçası durumuna gelir. Birey yaşlansa da bu özellikleri sürdürür. Kuramda yaşlılığın karmaşık bir dönem olduğu da belirtilmektedir.

    III. Siyasal Tutumlar

    İnsanların yaşlandıkça değişip değişmediklerinin yanında yaşla birlikte siyasal görüşlerinde de değişmelerin olup olmadığı da tartışılmaktadır. Yaşlandıkça toplumsal değerlere karşımı çıkıyoruz?, Daha tutucu mu oluyoruz? gibi sorular araştırılmaktadır.
    Perlmutter ve Hall’a göre yaşlandıkça insanın tutuculuğu artmaktadır. Ancak yapılan araştırmalarda bunun içinde bulunulan topluma, sosyoekonomik düzeye, hayattan alınan doyuma göre değiştiği görülmektedir. Öte yandan tutucu ve liberal kavramlarının toplumdan topluma da farklı anlamlar içermesi ortak bir kanıya ulaşmayı da engellemektedir.
    Siyasette de tutumlar yaşa cinsiyete ve zamana göre değişmektedir. Örneğin başkanlık seçiminde oy vermeyi etkileyen en önemli etken eğitimdir. Geçmişte cinsiyette önemli bir etkenken günümüzde çoğu ülkelerde normal karşılanmaktadır. Görüldüğü gibi siyasi tutumlar da yaşa, cinsiyete, topluma, eğitim durumuna göre farklılıklar göstermektedir.

    YAŞLILIK DÖNEMİ SORUNLARI

    Her dönemin olduğu gibi yaşlılık döneminin de kendine has sorunları vardır.
    Kaynaklarına göre dört başlık altında incelenebilir.
    1.aile ilişkilerinin değişmesi 2.konut sorunu 3. emeklilik ve ekonomik sorunlar 4. fiziksel ve ruhsal sağlık

    1 aile ilişkilerinin değişmesi
    yaşın ilerlemesiyle birlikte meydana gelen kayıplara uyum gittikçe zorlaşmaktadır. Ayrıca kuşaklar arası farklılaşmanın gittikçe artması sonunda yakınlık uzaklık gerilimi ,bağımlılık bağımsızlık gerilimi, birliktelik ayrılık gerilimi çokça yaşanmasıdır.bunlar aile ilişkilerinin değişmesine bağlı olarak artmakta ve yaşlının aile içindeki konumunu değişen yaşam koşullarıyla birlikte değişmektedir.

    2 konu sorunu
    yaşlı kişilerin konut sorunu kentleşmenin hızlanıp yaygınlaşması ve yaşlılıkta gelirin azalması sonucunda ortaya çıkan ciddi bir sorundur. Yaşlı insanlar açısından önemli konulardan birisi yaşlıların kendileri ve yaşamları hakkında karar vermede güçlük çekmeleridir. Aile yanında bakımda tanıdık sorunlarla sıkça karşılaşılmaktadır. Bu nedenle kurumsal bakıma da ihtiyaç vardır. İleri derecede sanayileşmiş toplumlarda yaşlının tercih ettiği yaşama düzeni çocuklarından ayrı ve bağımsız yaşamaktır.ancak bu demek değildir ki aile bağlarının kopmuş olduğu anlamına gelmez karşılıklı saygı ve sevgi çerçevesinde ilişkiler devam etmektedir.
    Gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda gecekondu ve benzeri kesimlerde yaşayan önemli oranda yaşlının bulunduğu saptanmıştır. Yaşadıkları elverişsiz çevrenin koşulları yaşlının psikolojik toplumsal ve ekonomik durumlarını etkilemektedir.

    3 çalışma ve emeklilik

    yaşlılıkta gelirde azalma işsizlikte artma görülmektedir. Özellikle yoksul kesimde yaşayan yaşlılarda kronik işsizlik bulunmaktadır. Bir işte çalışma güvencesini elde eden yaşlılar ise genellikle düşük ücretle çalışmaktadırlar. Özellikle sanayileşmiş toplumlarda iş verme ve ücret belirlemede yaş önemli bir faktördür. Bir yaşlının düzenli bir gelire sahip olabilmesi için kendi işinde çalışıyor olması beklenir. Bu da fiziksel ve ruhsal sağlığın yerinde olmasının yanında yeteneklerini geliştirmiş ve işinde ehil olmakla gerçekleşebilecek bir durumdur.
    Emeklilik toplumların gelişmişlik durumlarıyla ilişkili bir durumdur. Sanayileşme ve ona eşlik eden kentleşme sadece ekonomiyi etkilemekle kalmaz aynı zamanda kişinin toplumsal yaşamını da etkiler.


    4 fiziksel ve ruhsal sağlık

    yaşlanmayla birlikte hastalık ve güçsüzlük artar ve ciddi sorunlar ortaya çıkar. Yaşlının sağlık durumu yaşamının her yönünü sürekli olarak etkiler.
    Yaşlıların toplumsal yaşama etkin olarak katılmaları psikolojik ve toplumsal mutluluğu olumlu yönde etkilemektedir. Karşılaştırmalı çalışmalar bu yönde yoksulluk içinde olan yaşlıların yoksunluk içinde olmayanlara göre fiziksel ve psikolojik sağlıklarının daha kötü olduğunu ortaya çıkarmıştır.
    Yaşlılıkta anlamsızlık ve olumsuzluk duyguları yaşlılık dönemindeki değişimler karşısında sosyal ve kişisel uyumsuzluğun psikolojik sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Yaşlının olumsuz tutumları benimsemesinde fiziksel gücün azalması ölüm korkusu statü kaybı emeklilik yaşlılıkla ilgili tutumlar etkili olmaktadır.


    YAŞLILARA GÖTÜRÜLEN HİZMETLER
    A) genel bir bakış
    yaşlanma tamamıyla gerileme değildir. Gençlerdeki işlek zekaya karşılık yaşlılarda kuvvetli bir muhakeme gücünün bulunduğu bir gerçektir. İyi bir muhakeme ancak tecrübe ve öğrenmeyle kazanılabilir.zekanın karşısında tecrübe vardır. Yaşlı insanlara karşı toplumun yerine getirmesi gereken görevler vardır. Yaşlı insanlara karşı toplumun yerine getirmesi gereken görevler bulunmaktadır. Çocuklara da yaşlılara sevgi saygı gösterme konusunda gerekli eğitim verilmelidir.
    Yaşlıların mutlu bir yaşlılık sürmelerinde toplumun yaşlıya karşı tutumunun küçümsenmeyecek bir payı vardır . genellikle topumlar daha önce de belirttiğimiz gibi yaşlılığa ve yaşlıya karşı önyargı vardır. öncelikle bu önyargı ortadan kaldırılmalıdır.
    Ekonomik açıdan yaşlıların geleceğe güvenle bakmaları onları rahatlatacak ve daha mutlu kılacaktır yaşlıların sağlık konularında diğer yaş gruplarına göre daha fazla bakıma ihtiyaçları vardır. Bu nedenle sağlık sigortalarının ödenmesi önemlidir.
    Yaşlılık döneminde her zamankinden daha çok ailesiyle uyumlu ilişkilere ihtiyacı vardır. Bunu sağlayıcı hizmetlerin verilmesi gereklidir. Yaşlılar eskiye bağlı olmalarından dolayı evinden eşyalarından ayrılmak istememektedir. Bu yüzden yaşlanıp kendi gereksinimlerini kendi başına karşılayamayan yaşlılar için gerekli ev hizmetleri sağlanmalıdır.
    Yaratıcı faaliyetler özellikle yaşlılıklarından dolayı duydukları yetersizlik duygularını giderme açısından önem taşımaktadırlar. Onlara heyecan zevk ve doyum sağlayıcı etkinlikler götürülmelidir.
    Yaşlılara götürülen hizmetleri de gene olarak ele aldığımız zaman sosyal güvenlik hizmetleri sağlık hizmetleri barınma hizmetleri ve serbest zamanı kullanma hizmetleri eve götürülen hizmetler şeklinde sıralayabiliriz.

    B) klinik müdahale
    özellikle klinik müdahale stres altında bulunan yaşlı bir insani ile çalışırken kullanılır. Bu tür müdahale kriz durumlarında yaşlı insanları tedavi ederken klinikçiler tarafından kullanılabilir. Bu tür müdahale kriz durumunda bulunan yaşlı insanları tedavi ederken klinikçiler tarafından kullanılabilir.
    Kısa süreli tedavilerde ve yaşlının kriz durumlarının yönetiminde klinikçilerin bu mekanizmaları işler hale getirip desteklemeleri zordur. Ama kendilerini yaşlı olarak kabul etmeyen yaşlı insanlar genç insanlarla birlikte yapılan yeniden düzenleyici psikoterapi ve diğer terapötik müdahalelerden yarar sağlarlar. Müracaatçı kendisini yaşlı olarak algılıyorsa klinikçi münacatçının kayıp üzerine gitme yeteneğini desteklemeli ve benliğini muhafaza etmesine yardımcı olmalıdır. Sadece narsistik kayıpları tanıma ve onları kabul etmeye yönelik bir terapötik ilişkiden kaçınmalıdır.

    C) geçmişteki anıların yaşlıya verilen hizmetlerde kullanılması

    bir psikanalist olan grunes bu konuda şöyle fikir ileri sürer: ‘hasta ve terapist geçmişteki anıları düzenleme çalışması yapmalıdır. Ve bu çalışma hastanın geçmişteki anılarının yeniden düzenlenmesini ve müdahalelerin yapılmasını içeren aktif bir terapötik manevradır. Şaşkın durumda ve bazı standartlara ihtiyacı olan yaşlı insan açık ve eleştirmeyen bir insan aracılığıyla kendi yaşamındaki anıları yeniden düzenleyebilir. Geçmişin yeniden düzenlenmesi kronolojik sıraya ilişkin etkin bir düzenlemenin yapılması belki pek iyi bir şekilde organize edilmemiş olsa bile bütüncül bir kişiliğin oluşmasına yardımcı olur. Anıların belli sınırlar içinde düzenlenmesi sonucunda hasta değerli olduğu duygusunu kazanır. Terapistin hastaya verebileceği tek şey budur.’ Bu terapötik yaklaşım butlerin ‘yaşamın tekrar gözden geçirilmesi modeliyle benzerlik gösterir fakat grunesin modelinde geçmişe ait çatışma çözümlemeleri yer almaz. En çok eleştir aldığı tarafı da budur.
    Grunes tedavisinde geçmişteki güzel anılara odaklanmıştır.


    Yaşam doyum olgusu: kişinin hayattan ne beklediğiyle ne elde ettiğinin karşılaştırılmasının bir sonucudur. Genç gruplarda yüksek çıkarken yaşlı gruplarda daha düşük çıkmıştır. Neden olarak da çevresel faktörlerin kontrol altına alınamaması gösterilebilir. Çevresel etmenler kontrol altına alınabilirse algısal yaşlanma en aza indirgenebilir.
     

Sayfayı Paylaş