Yaşlılık Döneminde Kişilerarası İlişkiler

Konu, 'Yaşlılık Psikolojisi' kısmında Sûkutta Bir Mülteci tarafından paylaşıldı.

  1. A. YAŞLILIK DÖNEMİNDE KİŞİLER ARASI İLİŞKİLER

    Yaşlılık döneminde karşılaşılan zorunluluklardan biride toplumsal alanda ortaya çıkan değişimlere göre yeniden yönlenmek ve bunlara uyum sağlamaktır. Belirli çevrelerle olan yoğun ilişkiler zamanla yavaşlar, dahası tümüyle biter. Başka kişilerle yeni ilişkiler kurulur; oysa yaşlı kişilerin temelde bu yetenekten yoksun oldukları kabul edilir. Toplumsal ilişkilerdeki bu tür değişimlerin bazı çalışmacılar tarafından “toplumsal aktivitenin azalması” dahası “toplumsal izolasyon” şeklinde tanımlanarak, yaşlılığa özgü “temel bir durum” ve özel bir sorun şeklinde yorumlanmasına karşın, bu tür temel bir durumun yaşamın başka dönemlerinde de aynı ölçüde güncel olabileceği özellikle vurgulanmalıdır. Klasik gençlik psikolojisinde bile gençlerin “tümüyle kendi içlerine kapandıkları” evreler söz konusudur. Bu açıdan bakılınca, toplumsal ilişkilerde değişim konusunun niçin yalnızca yaşlı kişiler yönünden ve bu gruba özgü kabul edildiğini anlamak mümkün değildir.

    Toplumsal ilişkilerdeki değişimlerin araştırılmasına, “üç kuşağı bir arada barındıran ailenin” giderek kaybolması ve aile ilişkilerinin zayıflaması sonucu izole çekirdek ailenin (karı-koca ve evlenmemiş çocuklardan oluşan) ortaya çıkması yol açmıştır. Bu değişim Parsons’a göre “yaşlıların önemli toplumsal strüktürlerdeki ve ilgi alanlarındaki paylarının giderek düşmesi sonucu izole olmalarına” (1954, s. 182) neden olmaktadır.


    B. YAŞLININ AİLE İÇİNDEKİ YERİ

    B.1. Üç Kuşaklı Ailenin Değişimi

    Yaşlı insanların toplumsal açıdan izole olduklarına ilişkin, kesinlikle onaylanmamış olmakla birlikte, çok yaygın olan görüş, büyükanne-büyükbabanın aile birliği dışına çıkarılmalarından, diğer bir değişle üç kuşaklı ailenin kaybolmaya başlamasından kaynaklanmaktadır. Oysa bu durum yaşlılar tarafından disengagement(kopma-uzaklaşma) öngörüldüğü gibi olumlu karşılanmakta, aksine sevinmelerine neden olmaktadır.

    Shanas (1963), yaşlı insanın aileden izole olmasına ve yabancılaşmasına ilişkin bu savı, profesyonel olarak yaşlılara ilişkin sorunlar üzerinde çalışanlar tarafından üretilmiş olan ve canlı tutulan bir “toplumsal efsane” olarak adlandırmıştır. Söz konusu bayan çalışmacı, özellikle hiç çocuğu olmamış yalnız yaşlıların, çocukların yaşlıları ihmal etmelerinden yakındıklarını saptamıştır:
    “ABD’de yaşayan tüm yaşlı nüfusun yaklaşık 1/5’ini oluşturan çocuksuz yaşlılar, yaşlıların çocukları tarafından ihmal edildiğine en fazla inanan gruptur”.

    Oysa kendi çocukları olan 65 yaşın üzerindekiler bu konuda hemen hiç şikayetçi olmamışlardır.

    Almanya’da 65 yaşın üzerindekilerin çoğunluğu çocuklarıyla birlikte yaşamamaktadır, diğer bir değişle “üç kuşaklı aile”nin oranı yalnızca % 10-12 dolayındadır.
    “1961 yılında Federal Almanya’daki üç veya daha fazla kuşağın bir arada yaşadığı ailelerin sayısı 1,2 milyondu. Bu sayı 1972’de 768.000’e, 1987’de ise 417.000’e düşmüştür. Özellikle büyük kentlerde bu tür ailelere hemen hiç rastlanmamaktadır. 1987 yılında bütçeleri ortaklaşa olan, bu çok kuşaklı ailelerin tüm aile sayısına oranı % 1,5’ti; oysa bu oran 1961’de % 6.2’ydi. 1987’de 65 yaş üzerindekilerin yalnızca 287.000’inin, diğer bir değişle % 4’ünün bu tür aile içinde yaşadığı belirlenmiştir. Bu nedenle artık sürekli olarak büyükanne ve büyükbabayla yaşayan çocuk sayısı çok az olduğu gibi, torunlarıyla aynı evde yaşayarak, onların büyümesini izleyebilen yaşlıların da sayısı çok düşüktür. Yine 1961’de 65 yaşındaki erkeklerin % 11’inin, kadınlarınsa % 33’ünün tek başına, ayrı evde yaşadıklarını görürüz. 1987’de ise aynı yaş grubundaki erkeklerin % 17’sinin, kadınlarınsa % 54’ünün ayrı yaşadığı saptanmıştır”(Federal Hükümet 1991).

    B.2. Dışsal Uzaklıkla Sağlanan İçsel Yakınlık

    Tek kuşak halinde yaşayan ailelerin ve yalnız yaşayan yaşlı bireylerin sayısındaki artış, çoğunlukla kuşaklar arasındaki yabancılaşmanın güçlendiği şeklinde değerlendirilir. Oysa, henüz 1954’de Amerikalı bir bayan gerontoloji uzmanı, anket yaptığı yaşlı kişilerin çoğunluğunun, çocuklarından bağımsız, fakat onlarla yakın ilişkiler içinde yaşamak istediklerini belirtmiştir. Erken yaşta ölen, Hamburglu sosyolog Tartler, 1961’de, birden fazla kuşağın bir arada yaşadığı, çok kuşaklı ailelerin azalışına ilişkin psikolojik etkenler konusunda yayınladığı, günümüzde kesinleşmiş olan bir araştırmada, bunları şu şekilde sınırlamıştır: Kuşakların özellikle ayrı mekanlarda yaşamaya başlaması, olumlu aile ilişkilerinin korunmasını ve devamını gerektirir. Bu konuda sağlanan başarı, “dışsal uzaklıkla sağlanan içsel yakınlık” formülüyle tanımlanabilir (Tartler,1961 akt. Lehr, 1994).

    Böylelikle “dışsal uzaklıkla sağlanan içsel yakınlık” ilkesine göre yaşama biçimini, belirli yılda doğanlar için geçerli kabul eden görüşten vazgeçilmiştir. Gerçektende 80’li yıllarda yapılmış olan araştırmalar, yaşlı kuşakların yaşamlarını bağımsız olarak sürdürme arzusunun, çok kuşaklı ailelerin sayısındaki gerilemenin asıl nedeni olduğunu doğrulamıştır. “Dışsal uzaklıkla içsel yakınlık sağlama” ilkesinin tüm temsilcileri, anne-baba ile yetişkin çocukların ayrı mekanlarda yaşamasının, sıklıkla ilişki kurmalarını önlememesi gerektiğini savunmaktadırlar. Bu nedenle, konutların mümkünse aynı semtte, dahası hemen “köşe başında” olması önerilmektedir(Lehr, 1994).

    B.3. Kuşaklar Arası İlişkilerin Niteliği

    Çok kuşaklı ailelerde, kuşaklar arasındaki ilişkilerin, duygusal yakınlık ve güven duymak gibi karakteristik özelliklerinin yanı sıra, bu tür ilişkilerden beklenen veya bunlara yakıştırılan yada bunlara kendiliğinden yakışan işlevlere göre de tanımlanması gerekir. “Toplumsal ilişkiler ağı” kuramına göre (Antonucci ve ark. 1987), kuşakların birbirlerine davranışları, bu tür davranışlar, yaşlı kuşağın ömrünün sonuna kadar “toplumsal yönden desteklenmesini sağlayacak” nitelikte olduğu sürece, belirli ortak özellikler gösterirler. Antonucci, toplumsal desteklenmenin genel işlevlerinin, aile üyelerinin yaklaşık % 90’ı tarafından aşağıdaki gibi algılandığını belirlemiştir:

    • Güven duygusunu karşılıklı olarak kanıtlamak
    • Neşelendirmek
    • Saygı göstermek
    • Hastalık durumunda bakımı üstlenmek ve
    • Duygusal gerginlik durumlarında iyilikle ikna etmek.

    Karşılıklı dayanışmanın özellikle psikolojik şekilleriyle, eksiksiz olarak, bireyi çevreleyen toplumsal ağın yalnızca en içteki halkasını oluşturan aile üyelerinde ve bazı arkadaşlarda karşılaşmak olasıdır.

    C. YAŞLILARIN BÜYÜKANNE VE BÜYÜKBABA OLARAK ROLLERİ

    Amerika’da yapılan çalışmalarda sıklıkla anne-babaların yetişkin çocukları üzerindeki yol gösterici işlevine değinilir. Özellikle henüz çok yaşlı olmayan anne-babaların çocukları, kendi çocuklarının yetiştirilmesi konusunda kendi anne-babalarına danışırlar; çünkü onları çocuk eğitimi konusunda halen “uzman” kabul ederler. Bonn Dikey Kesit Araştırması (BOLSA) kapsamındaki denekler, çalışan kızlarına ve gelinlerine ev işlerinde yardımcı olmak, elleri yatkın olan büyük babalar ise evle ilgili olan bazı onarımları yapmak gibi konularda çocuklarına destek olduklarını belirtmişlerdir. Amerika’da yapılan bir araştırmada ise Neugarten ve Weistein (1964), büyükannelerin % 19’unun ve büyükbabalarında % 27’isinin rollerinden memnun olduğunu göstermiştir. Neugarten ve Weistein’in en önemli katkısı, büyükanne ve büyükbabaların kimlik çeşitleri noktasında olmuştur. 70 çiftlik bir çalışmada, 5 farklı büyükanne ve büyükbaba rolü saptanmıştır.
    1. Formal Grandparent. Büyükanne ve büyükbabalar ile anne ve babalar arasındaki rol ayrımıdır.
    2. Fun Seeker. Büyükannelik ve büyük babalık bir boş zaman aktivitesi gibidir.
    3. Surrogate Parent. Bu rol büyükanneler için tipik bir roldür. Annesi çalışınca torununa bakar.
    4. Reservair Of Family Wisdom. Bu rol genelde büyükbabalar içindir. Burada büyükbaba özel bilgi ve beceri öğütler.
    5. Distant Figure. Burada büyükanne ve büyükbabalar birer yardımcıdırlar, fakat az ziyaret ederler.

    D. YAŞLILIKTA EŞLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER

    Busse ve Eisdorfer (1970), eşler arasındaki ortaya çıkan değişimleri araştırmışlardır. Çalışmacılar, Duke dikey kesit araştırması kapsamındaki deneklerin, toplamı “2172” yıla ulaşan evlilik yaşamlarının analizini yapmışlar ve elde ettikleri verileri, “mutlu” kadınların eşlerinin kendilerinden yaşlı (ortalama 5,9 yaş), “daha az mutlu” olanların ise eşleriyle aynı yaşta oldukları şeklinde özetlemişlerdir. “Daha az mutlu” olan kadınların % 57’sinde, “daha az mutlu” olan erkeklerin ise % 43’ünde psikonörotik semptomlar rastlanmıştır. Bu tür semptomlara “mutlu” kadınlarda % 20 ve “mutlu” erkeklerde ise % 13 daha seyrek rastlanmıştır. Cinsel güç açısından iki grup arasında herhangi bir farklılık ortaya çıkmamış, ancak “mutlu” olan eşlerin daha sık cinsel ilişkiye girdikleri belirlenmiştir.

    Aynı gruptaki deneklerin cinsel aktiviteleri ve bu konuya bakışları Newmann ve Nichols (1970) tarafından incelenmiştir. Çalışmacılar, toplumda yaşlı kişiler için cinselliğin çok fazla önemli olmadığına ilişkin yaygın bir kanının geçerli olduğunu ve yaşlı insanlarda, özellikle büyükanne ve büyükbaba olanlarda artık cinsel duyguların bulunmadığının düşünüldüğünü belirlemişlerdir. Yine hekimler kendilerine başvuran yaşlı kişilerin çoğunun cinsel duygularından utanç duyduklarına, çünkü bunların toplum tarafından onaylanmadığına inandıklarına sık sık tanık olurlar.

    Sonuç olarak yapılan çalışmalarda cinsel aktivite ile yaş arasında zayıf bir korelasyon olduğu saptanmıştır. Kişilerin, geçmiş yıllardaki cinsel aktiviteleri hakkında anlattıkları ile şimdiki zamanda sürdürdükleri davranışlarının hayret edilecek ölçüde değişmezlik gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca yaşlılıkta eşler arasındaki bağlılığın zayıflamasına koşut olarak, kuşaklar arasındaki bağlılığın da önem kazandığı belirlenmiştir.


    E. TOPLUMSAL ÇEVRE

    Aile yaşamı en çok araştırılan konu olmakla birlikte, yaşlılarda arkadaşlık ilişkileri de çok önemlidir. Ancak bazı araştırmalar uzun süreli arkadaşlıkların kurulduğunu gösterirken, bazıları da yaşla birlikte ilişkilerin zayıfladığını ortaya koymaktadır.Bir çok araştırma kadınların erkeklerden daha anlamlı ve derin ilişkiler kurabildiklerini ortaya koymaktadır. Yaşlı erkekler her yönden eşlerine daha bağımlıdırlar ve eş yitimine daha zor uyum sağlıyorlar, kadınlar ise ailede kopukluk olunca arkadaşlarına daha kolay dönebiliyorlar. Erkekler daha geniş bir arkadaş çevresine sahiptirler, ayrıca yaşam doyumu da arkadaşlıkla ilişkili bulunmaktadır. Blue, yaşlılıkta yeni yeni bunalım ve rol değişimleriyle başa çıkmada arkadaşlığın önemli olduğunu vurgulamaktadır. İnsan toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle yaşlanan bir kişinin topluma ayak uydurması ile yaşlılığa ayak uydurması arasında yakın bir bağ vardır. uyum kuramları işte bunu açıklamaya çalışmaktadır(Onur, 2000).

    Yaşlandıkça sosyal ilişkilerde azalma gözlenir. Yeniliklere, yeni şeyler yapmaya ve öğrenmeye karşı yaşlılar tutucu olur. Çevreye ilgileri azalır, sosyal ilişkiler gittikçe azalır. Bu durum genellikle yapamamaktan ve hareket zorluklarından kaynaklanır. Ölümler nedeniyle sosyal çevreleri azalır, yeni ilişkiler kurmak zorlaşır
    a- İlişki Kesme Kuramı: Elaine Cumming ve William E. Henry’ in geliştirdiği bu kuramda yaşlılık fiziksel, psikolojik ve toplumsal açıdan toplumsal dünyadan derece derece geri çekilme süreci olarak görülmektedir. Fiziksel düzeyde insanların, insanların etkinliklerini yavaşlatır ve enerjilerini elde tutarlar.psikolojik düzeyde, geniş dünyayla olan ilişkilerini öncelikle kendilerini ilgilendiren yaşam alanlarında odaklaşmaya yönelirler. Dışarıda dünyaya yönelttikleri dikkatlerini ke3ndi duygu ve düşüncelerinin iç dünyasına çevirirler. Toplumsal düzeyde karşılıklı bir geri çekilme söz konusudur, böylece toplumun diğer kişileri ile yaşlılar arsında etkileşimde azalır. Birey toplumdan geri çekilir toplumda bireyden elini çeker. Toplumda kendi yönünden ilişki kesmeyi destekler, çünkü böylelikle yaşlıların geliştirdiği bir takım işlevleri gençlere aktarabilir. Bu ilişki kesimi sonucu olarak, yaşlı ölümle rahatça karşı karşıya gelebilir.

    İlişki kesme kuramı hem çok saldırıya uğramış hem de geniş ölçüde savunulmuştur. Her iki yönde yapılan kesitsel araştırmalar ise kuşak farklılıklarını yaş farklılıkları ile karıştırmak açısından eleştirilmiştir. Sonuç olarak, ilişki kesme kuramının, yaşlı kişilerin daha önceki yaşamlarının anlamlı yönlerinden ayrılmalarını ve yalıtılmalarını abarttığı ileri sürülebilir.

    b- Etkinlik Kuramı: Etkinlik kuramı ilişki kesme kuramına alternatif olarak, sosyolog Robert J. Havighurst, B. L. Neugarten ve S. S. Tobin tarafından geliştirilmiştir. Bu kurama göre, kaçınılmaz biyolojik ve sağlıksal değişimler dışında, yaşlı kişiler temelde aynı olan psikolojik ve toplumsal gereksinimleri ile orta yaşlı kişilerle aynıdırlar. Bu açıdan bakıldığında yaşlılığı belirleyen toplumsal etkileşim azlığı toplumun yaşlı kişilerden elini çekmesinden kaynaklanır.

    Etnik kuramcıları, ilişki kuramının 60 yada 65 yaşından sonra bazen azalmakta olduğu görüşüne katılırlar. Yaşlı kişilerin etkinlik düzeyinin, doyum ve mutluluğunun azalmakta olduğunu da kabul ederler. Ancak bu azalmanın istenen bir şey olduğu görüşünü reddederler. Sağlıklı yaşlıların çoğu etkinlik düzeyini oldukça basit tutmaktadır. İlişki kesme ve ya kurma oranı daha çok geçmişteki yaşam biçimlerine, sosyoekonomik statülerine ve sağlık koşullarına bağlıdır.ancak bütün bunlar yaşlıların mutlaka daha olumlu bir yaşam düzenlemesi yaptıkları anlamına gelmez.

    c- Rol Bırakma Kuramı(role exit theory): Bu kuram sosyolog Z. S. Blau tarafından önerilmiştir. Blau'ya göre; emeklilik ve dulluk yaşlı kişinin toplumun temel kuramsal yapılarına (iş ve aile) katılımını sona erdirir. Buna bağlı alarak yaşlıları toplumsal bakımdan yararlı kılan olanaklar da azalmaktadır. Blau, meslek ve evlilik statüsü yitimini özellikle yıkıcı nitelikte görmektedir. Çünkü bunlar yetişkin kimliği için demir atma noktaları olan temel rollerdir. Sosyolog Irving Rosow, benzer bir yaklaşımla, Birleşik Devletler'de insanların yaşlılığa etkili bir biçimde toplumsallaştırılmadıklarını savunmaktadır. Yaşlılıkta beklenen davranışları tanımlayan toplumsal normlar zayıf, belirsiz ve sınırlıdır. Ayrıca, yaşlılar temelde "rolsüz rol" olan rollerine toplumsal bakımdan değersizleşen statülerine uyum sağlama konusunda pek az güdülüdürler. Rol bırakma kuramı, yaşlı kişilerin çoğunun toplumsal yitimler hissettiği konusunu abarttığı ileri sürülerek eleştirilmiştir. Yaşam doyumuyla ilgili boylamsal araştırmalar yaşlıların çoğunun çok az toplumsal yitim hissettiklerini ya da hiç hissetmediklerini göstermektedir. Yaşlıların çoğu, işlerini ve ana-babalık rollerini yitirmelerinin karşılığının, özgürlüğün ve eskiden beri istedikleri şeyleri yapma olanağının
    artması olduğunu belirtmektedir(Onur, 2000).

    d- Toplumsal Değiştokuş Kuramı (social exchange theory): James J. Dowd gibi sosyologlar toplumsal değiştokuş kuramını yaşlılık sürecine uyguladılar. Bu kurama göre, insanlar toplumsal ilişkilere girerler, çünkü bundan birtakım ödüller çıkarırlar (ekonomik destek, tanınma, güvenlik, sevgi, vb.). Ödül elde etme sürecinde birtakım bedeller de öderler (olumsuz yaşantılar, yorgunluk, çabalama, vb.) ya da olumlu yaşantılardan ödüllendirici etkinlik uğruna vazgeçmek zorunda kalırlar. Yaşlılığa uygulandığında bu kurama göre, yaşlılar pazarlık etme güçlerindeki düşüş nedeniyle yaralanabilir oluşlarının arttığı bir konumda bulunmaktadırlar. Endüstrileşmiş toplumlarda yaşlıların daha önce sahip oldukları beceriler teknolojik gelişmeler içinde gitgide modası geçmiş kalmaktadır. Ayrıca, yaşlı bir işçi işte ne kadar uzun kalırsa genç işçilerin meslekte yükselmelerini o kadar engellemektedir. Yaşlı işçiler iş gücündeki yerlerini toplumsal güvenlik ve tıbbi hizmetle değiştokuş etmektedirler. Toplumsal değiştokuş kuramcıları kendi görüşlerini, modernleşme ile yaşlılık statüsü arasında bulunan karşıt ilişkiye dayandırmaktadırlar. Yaşlıların endüstrileşmemiş ve geleneksel toplumlardaki konumu yüksektir, çünkü yaşlılar bilgi birikimini ve denetimini sağlamaktadırlar. Endüstrileşme ise geleneksel bilgi ve denetimin önemini azaltmaktadır doğal olarak. Ancak, modern endüstri toplumlarında yaşlıların yüksek statülerde bulunduklarını gösteren istisnalar da vardır (Rusya, Japonya gibi). Toplumsal değiştokuş kuramı yaşlıların bir toplumdaki konumunu etkileyen değiştokuş ögelerine dikkati çekse bile, tam bir açıklama getirmekten çok uzaktır (Vander Zanden, 1981).

    e- Süreklilik Kuramı (continuity theory): İlişki kesme ve etkinlik kuramlarının sınırlılıkları, yaşlılığın karmaşık süreçlerine daha geniş bir açıdan bakmayı gerektirmiştir. R. C. Atchley tarafından geliştirilen süreklilik kuramı, yaşlılıkta bazı rollerle ilişkinin kesilmesi, bazı rollerdeki başarının sürdürülmesi bileşimine dayanmaktadır. Atchley'e göre, bireyler yetişkin olma sürecinde birtakım alışkanlıklar, bağlantılar, tercihler geliştirirler ve bunlar giderek kişiliğin bir parçası haline gelir. Birey yaşlandıkça söz konusu bu özelliklerin sürekliliğini korumaya yönelir. Süreklilik kuramı yaşlılığın karmaşıklığını vurgulayan bir kuramdır.

    F. SİYASİ TUTUMLAR

    İnsanların yaşlandıkça değişip değişmediği sorusunun yanında yaşlandıkça siyasal görüşlerinin değişip değişmediği sorusu da vardır. Perlmutter ve Hall’a (1992) göre, halk arasında yaygın olan genel görüş insanların yaşlandıkça daha tutucu oldukları biçimindedir. Ancak yaşa bağlı eğitimin ayrıntılı olarak incelenmesi bu yaygın görüşün çok doğru olmadığını göstermektedir. Yaşlı kişilerdeki tutucu eğilim kısmen düşük eğitim düzeyinin sonucudur. Başka bir değişle, iyi eğitimli kişiler düşük eğitimli kişilerden daha fazla liberal olmaya yönelmektedirler. Bir başka nedende, içinde büyüdüğü koşullarla ilgilidir. Öte yandan, “tutucu” ve “liberal” kavramlarının anlamı da farklı yaş bölüklerine göre farklı olabilmektedir. Öte yandan, toplumsal atmosferin bir yaş bölüğünün bütün üyelerini aynı biçimde etkilemediği de görülmektedir. Bir yaş grubu içindeki siyasal yönelim farklılıklarının yaş grupları arasındaki farklılıklardan daha fazla olduğu söylenebilir. Kişilik özellikleri siyasal yönelimi etkileyebilmektedir. Perlmutter ve Hall’a (1992) göre, genç yetişkinler siyasal etkinliklere genellikle öteki yaş gruplarına göre daha az katılmaktadırlar. İnsanlar yaşlandıkça siyasete de ilgileri artar. Bu noktada saptanan en ilginç nokta şudur: Genç yetişkinlerde protesto gibi siyasal etkinlik biçimleri yaygındır; buna karşılık, örgütlerde çalışma, kampanyalara katılma gibi siyasal etkinlik biçimleri ellili yaşlarda tepe noktasına çıkar ve sonra da gitgide azalır.

    Kaynak: Ege Üniveritesi Pdr Bölümü, Yetişkinlik ve Yaşlılık Psikolojisi Ders Notları
     

Sayfayı Paylaş