Saldırganlığa Kuramsal Yaklaşım

Konu, 'Saldırganlık' kısmında Emilyyy tarafından paylaşıldı.

  1. Emilyyy

    Emilyyy Süper Moderatör

    Saldırganlığa kuramsal yaklaşım
    Psikanalitik kuram :
    Freud saldırganlıkla ilgili görüsünü 1927’de şöyle özetlemiştir. “insanoğlu ancak saldırıya uğradığında kendini koruyan, aslında sevgi arayan uysal ve sokulgan bir varlık değildir. Yüksek ölçüde saldırganlığı, onun içgüdüsel doğasının bir parçası olarak görmek gerekir” (Koksal, 1991: 23).
    Freud insanda yalnızca iki temel dürtünün var olduğunu ileri sürer. Freud’a göre insan davranışları cinsellik ve saldırganlık içgüdüleri tarafından yönetilir ve amacı enerji boşalımını sağlayarak bozulmuş dengeyi yeniden kurup haz duymaktır

    Etiyolojik kuram
    “Etiyoloji”, hayvan davranışlarını kendi doğal ortamlarında inceleyen bilim dalıdır. Etolojik kuram, saldırgan davranışın biyolojik yapıya bağlı olduğunu görüsünden hareket eder. Etiyolojik kuram saldırganlığı, gerek hayvanlarda gerekse insanlarda dış uyarıcılardan bağımsız, içgüdüsel enerji kaynağına sahip bir davranış olarak tanımlar. Konrad Lorenz’e göre saldırganlık içgüdüsel olarak insanda bulunmaktadır. Lorenz saldırganlığı şöyle tanımlar; esas olarak dış uyaranlara karsı tepki değil, insanın içinde gömülü, serbest kalmaya çabalayan ve dış dürtülerin yeterli olup olmamasına bakmaksızın anlatımını bulacak bir uyarılmalıdır (

    Nörofizyolojik yapı
    Biyolojik – biyokimyasal tesirler: içsalgı bezlerinin isleriyle saldırgan davranışlar arasında ilişki olabileceği de üzerinde durulan bir konudur. Bu ilişkinin endişe, kaygı, korku, kızgınlık, öfke gibi
    duygu durumu değişikliklerinde dolaylı biçimde ortaya çıktığı belirtilmiştir. Testeron hormonu saldırganlığa neden olmaktadır. Bu hormon hayvanlarda insanlardan daha çok etki göstermektedir. Erkek içsalgı bezi ürünü olan testosteron verildiğinde cinsel isteğin arttığı, bu amaca yönelik davranışların ve saldırganlığın artış gösterdiği görülmüştür

    Sinirsel tesirler: Saldırganlık, çevresel durumlardan etkilenmekle birlikte vücudun içinde bulunan
    yapılardan da etkilenmektedir. Beynin bir bölgesi olan “amigdala” nın saldırgan davranışı kontrol ettiği düşünülmektedir. Beynin bu bölgesi uyarıldığında organizmanın saldırgan davranışında yükselme veya alçalma gözlenmektedir (Aronson, Wilson ve Akert, 1997). Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde beynin belirli bölgelerinin elektrotlarla uyarımı sonucunda hayvanlarda saldırgan davranışlar gözlenmiştir. Daha önce saldırgan bir deneyim yasamamış hayvanlar dahi saldırgan davranış göstermiş ve kafesteki diğer hayvanı öldürmüştür. Bu uyarım organizmada bulunan ama aktif olmayan bir davranımı harekete geçirmektedir
    Genetik tesirler: Saldırganlık eğilimlerinin genlerle sonraki kuşaklara aktarıldığı ile ilgili sağlam kanıtlar bulunmaktadır. Rushton ve diğerleri (1986) aynı gen kalıtımını taşıyan tek yumurta ikizleri üzerinde yaptığı araştırmada saldırganlık düzeylerinin yakın olduğu sonucuna ulaşmıştır (Aktaran Brewer and Crano, 1994). 1915 yılında Goring soyaçekimle suç islemeye yatkınlık arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ileri sürmüştür. 1931 yılında Johannes Lange yaptığı araştırmada, tek yumurta ikizlerine es zamanlı olarak, benzer suç isleme olasılığının çift yumurta ikizlerine göre anlamlı olarak yüksek olduğu sonucuna ulaşmıştır. Kromozomların taşıdıkları genlerin içerdiği dezoksiribonükleik asitin (DNA), saldırganlığın ortaya çıkmasında rol oynadığına ilişkin bulgular mevcuttur.
    İçgüdü kuramcıları
    İnsan davranışlarını insanın doğasından yola çıkarak açıklayan içgüdü kuramcıları saldırganlığı da içgüdülere göre açıklamakta, insanın diğer hayvanlar gibi kendisini saldırgan davranışlarda bulunmaya eğilimli kılan bir saldırganlık içgüdüyle doğduğunu ileri sürmektedirler. Bu kuramcılar saldırganlığı doğuştan gelen içgüdülerle açıklamakta ve saldırganlığın azaltılabileceğine ilişkin bir umut taşımamaktadır. Saldırganlığı içgüdülerle açıklamak, kişiler arası ilişkilerde sorun olan bu davranışı olağan görmek anlamına geldiğinden, bu kurama özellikle sosyal öğrenme kuramcıları tarafından yoğun eleştiriler gelmektedir. İnsan davranışlarını sadece içgüdü modeli ile tanımlamanın doğru olmayacağını daha sonra kabul edilmiştir. Davranışlar sadece içgüdü modeliyle açıklanabilseydi saldırganlığa özel bir anlatım ve özür bulunmuş olurdu.
    Engellenme-saldırganlık kuramı
    Bu kuram, saldırganlığı, engellenmenin bir sonucu olarak açıklamaktadır. Engellenme-Saldırganlık hipotezi 1939 yılında, Yale Üniversitesi İnsan ilişkileri Enstitüsü’ndeki araştırmacılardan John Dollard, Leonard Doob, Neal Miller, O.H. Mowrer ve Robert Sears, tarafından saldırganlığı açıklamak için ortaya atılan bir hipotezdir. Freud’un görüşlerinden yararlanarak açıklamaya çalıştıkları bu kuramın iki temel iddiası sudur: “Engellenme, her zaman saldırganlığa yol acar ve saldırganlık yalnızca engellenmenin bir sonucudur.” (Freedman, Sears ve Carlsmith, 1989: 198). Engellenmeler, bireyde saldırganlığa neden olabilir; Ancak, her engellenme ya da zorlanma saldırganlıkla sonuçlanmamaktadır. Keyfi engellenme ya da zorlanmalar, keyfi olmayanlardan daha fazla kızgınlık ve saldırganlığa neden olmaktadır. Eğer engellenme kotu bir niyetin sonucu olarak algılanmaz, kaza sonucu haklı bir nedene dayalı olarak algılanırsa, insanları çok fazla kadar kızdırmaz ve saldırganlığa neden olmaz.

    Sosyal öğrenme kuramı
    Kanadalı psikolog Albert Bandura’nın (1983) sosyal öğrenme kuramına göre, çocuklar saldırganlık içgüdüsüyle doğmamaktadırlar. Saldırganlığı, sosyalleşme surecinde öğrenmektedirler. Doğrudan pekiştirme ve cezalandırma, saldırgan davranışları öğrenmedeki en temel mekanizma olarak açıklanmaktadır. Sosyal öğrenme kuramına göre, davranışlar çevresel uyarılar tarafından sekilenir. Temel refleksler hariç, insanlar doğuştan gelen bir davranış repertuarına sahip değillerdir ve bundan dolayı davranışları öğrenmek zorundadırlar saldırganlığın davranış boyutuna geçmesinde, sosyal modelin
    çok önemli bir yer tuttuğunu, çevresel uyarılar olarak kabul edilebilecek gurultu, sıcaklık, sosyal ödüller, kalabalık, taklit, aile içinde görülen eksik ve hatalı davranışlarla alevlenen saldırgan düşünce ve ifadelerin, saldırgan davranışın oluşumuna katkıda bulunarak sürdürülmesinde ve güçlenmesinde büyük etken olduğunu vurgular. Çocukların tutum ve davranışlarında televizyon, film ve medya gibi sembolik modellerin çok önemli bir yer tuttuğunu, bunların saldırganlığın artırıcısı olabileceğini vurgular (Aktaran: Karataş, 2002: 24). Bireyler yoğun duyguların sonucu saldırganlık yerine daha olumlu davranışları öğrenebilirler. Yani, bireyin sorunlar karsısında saldırgan davranışlar yerine daha olumlu basa çıkma yollarının öğrenilebileceğini savunmaktadır. Sosyal öğrenme kuramının, saldırganlığı, pekiştirme ve model alma süreçlerine dayalı olan öğrenilmiş davranış olarak gördüğü ortaya çıkmaktadır.

    Ekolojik kuram
    Bronfenbrenner, insan gelişiminin bireysel ve çevresel özelliklerin etkileşimi sonucunda ortaya çıktığını belirtmektedir. Günümüzde de ergenlerdeki saldırgan davranışların bireysel ve sosyal faktörlerin bileşimi sonucunda oluştuğu görüsü yaygındır. Bu faktörler bireysel faktörler, ailevi faktörler, okul ve akran faktörleri, toplumsal faktörler ve duruma özgü faktörler biçiminde sıralanmaktadır. Bu faktörler, saldırganlıkla ilişkili risk faktörleri olarak ele alınmaktadır Denetim eksikliği, aile üyeleri arasındaki sürtüşme, saldırganlık ve şiddet
    olayları, çocuk ihmal ve istismarı, ebeveyn suçluluğu, şiddet içeren ceza tekniklerinin kullanımı, katı disiplin gibi faktörler de ailevi faktörler ana baslığı altında toplanmaktadır. Sapkın bir akran grubuna sahip olmak, akademik başarısızlık, sosyal izolasyon, sosyal reddedilme, denetimin olmadığı ya da katı disiplin uygulayan aşırı kalabalık okullar gibi faktörler de ergen saldırganlığı ile ilişkilidirler.

    Bilişsel kuramcılar
    Bilişsel kuramcılara göre öğrenme mekanik bir olay değildir. Davranış algılama, hatırlama ve düşünme gibi bir takım zihinsel süreçlere bağlıdır. Öğrenen kişi, olaylar ve durumlar arasındaki ilişkileri algılar, kavrar ve gerektiğinde onları hatırlayarak davranışta bulunur (Dönmezer, 2003). Bilgin (1998), Bilişsel kuramcılar ağırlıklı olarak bireyin tahrik yaşantısını nasıl algıladığı ve yorumladığı üzerinde durmaktadırlar. Masanın üzerinde bir tabanca görmek
    gibi dışsal faktörler, engellenme yasayan bireye durumun saldırgan yanını çağştırabilir.
    şmanlık ve saldırganlık dolu filmler, izleyicileri daha sonraki yaşantıyı saldırganlığa davet edici olarak yorumlamaları konusunda provoke edebilir



    Boşalma kuramı
    Bu yaklaşım insanda bulunan saldırganlık dürtülerinin saldırganlık davranışlarının dışa vurulmasıyla boşaltılmasıyla azaltılacağını belirtmektedir (Freedman, Sears ve Carlsmith 1993). Yaklaşımın içeriği Aristoteles’e dayandırılmaktadır. Aristoteles saldırganlık ile ilgili bir şey söylememiştir fakat heyecanların onları deneyimleyerek temizlenebileceği, insanların trajedileri izleyerek korku ve merhamet duygularını boşalttıklarını ileri sürmüştür. Bir heyecanı uyarmak için onu serbest bırakmak gerekmektedir (Myers, 1996). Saldırganlığın azalması sadece rahatsızlığının kaynağına değil ilişkisiz bir şeye de saldırmayla da olmaktadır. Herhangi bir şeye

    karsı saldırgan davranma daha sonraki saldırgan davranışları azaltmaktadır. Bir başkasının bize rahatsızlık veren ve bu nedenle kızdığımız birine saldırganlığına tanık olursak bizim kızgınlığımız da azalmaktadır
     

Sayfayı Paylaş