Nietzsche Kimdir? Yapıtları Nelerdir?

Konu, 'Filozoflar' kısmında Erkan Bayır tarafından paylaşıldı.

  1. Erkan Bayır

    Erkan Bayır Misafir

    Geleneksel kavramlarımıza karşı protesto Alman bireycisi Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900) öğretisinde bir doruğa ulaşır. Nietzsche Amerikan pragmatizminin ortaya çıkışından önce yazmış olsa da, bütün hoşnutsuzluk deviniminin enfant terrible’ı [haşarı çocuğu] olarak görülebilir. Yalnızca eski kuramlara ve yöntemlere karşı çıkmakla kalmaz, ama eski değerleri süpürüp atar ve modern uygarlığımızın bütün eğilimini kınar, tarihsel tutumu çağımızın zayıflığının nedeni olarak görür; güçlü, saygılı, sorumluluk duyan insan geçmişin çok fazla ağır, tuhaf sözlerini ve değerlerini sırtında taşır. Tüm değerleri dönüştürmek (Umwertung aller Werte), yeni değerler, yeni idealler ve yeni bir uygarlık yaratmak, diye bildirir, felsefenin işlevidir.

    Nietzsche Schopenhauer’ın istencin varoluş ilkesi olduğu yolundaki temel anlayışını kabul eder, ancak bu istenci yalnızca yaşama istenci olarak değil ama güç istenci olarak tasarlar: yaşam özsel olarak gücün artırılmasına yönelik bir çabalamadır, ve bu taşkın içgüdü iyidir: Alles Gute ist Instinkt. Anlama yetisine — bilgiye, bilime, felsefeye ve gerçekliğe — ilişkin görüşünü bu düşünce üzerinde temellendirir. Anlık ya da anlak yalnızca içgüdünün, yaşama ve güç istencinin elinde bir araçtır; beden tarafından yaratılmış “küçük us”tur; beden ve içgüdüleri “büyük us”tur. “Bedeninizde en bilge bilgeliğinizde olduğundan daha çok us vardır.” Bilginin ancak yaşamı koruduğu ve ilerlettiği sürece ya da türü koruduğu ve geliştirdiği sürece değeri vardır; bu yüzden yanılsama gerçeklik denli zorunludur. Gerçekliği yanılgı ve yanılsamanın üzerine koymak, gerçekliği bir yaşam aracı olarak sevmek yerine kendi uğruna sevmek şeyleri başaşağı çevirmektir, hastalıklı bir içgüdüdür. Aslında bu gerçeklik uğruna gerçeklik ideali yalnızca çileciliğin bir başka biçimidir: başka birşey için yaşamın yadsınması ya da olumsuzlanmasıdır.

    Dahası, diye sürdürür Nietzsche, evrensel gerçeklik diye birşey yoktur. Evrensel gerçeklik olarak önerilmiş önermeler yanılgılardırlar. Düşünme gerçekte sağın olmayan algıdır: benzerlikler arar ve ayrımları gözardı eder, böylece yanlış bir olgusallık görüntüsü üretir. Doğada kalıcı hiçbirşey, hiçbir töz, hiçbir evrensel nedensel bağ, hiçbir amaç yoktur, hiçbir belirli hedef yoktur; evren mutluluğumuza ya da ahlakımıza aldırmaz, ve evrenin dışında bize yardım edebilecek hiçbir tanrısal güç yoktur. Bilgi bir güç aletidir: sakınım için yararlık bilgi örgenlerinin geliştirilmesinin ardında yatan güdüdür. Düşüncelerimizde dünyayı varoluşumuzu olanaklı kılacak bir yolda düzenleriz, bu yüzden kalıcı ve düzenli olarak yineleyen birşeye inanırız. Bize sunulan karışık deneyimler çoğulluğunu uydurduğumuz formüller ve imler aracılığıyla ussal ve yönetilebilir bir şemaya indirgeriz; bunun amacı yararlı bir yolda kendimizi aldatmaktır. Bu anlamda gerçeklik istenci duyumlar çoğulluğunu denetleme, — görüngüleri belli kategoriler üzerine sıralama —istencidir. Bu yüzden mantık ve usun kategorileri yalnızca dünyayı yararlık-amaçlarına göre düzenleme, onu kullanabileceğimiz bir yolda düzenleme aracıdırlar. Ama felsefeciler bu kategorileri, bu formülleri, bu kullanışlı biçimleri gerçeklik ölçütleri olarak, olgusallık ölçütleri olarak görme yanılgısına düşmüşlerdir; şeylere sakınım uğruna bakmanın bu insansal yolunu — bu insanözeksel ayrıksılığı — naif bir şekilde şeylerin ölçüsü, “olgusal” ve “olgusal-olmayan”ın ölçünü yapmışlardır. Ve bu yolda dünya bir olgusal dünyaya ve bir görünürdeki dünyaya bölündü; onda yaşamak için insanın usunu icadetmiş olduğu dünyanın kendisi — bu değişim, oluş, çoğulluk, karşıtlık, çelişki, savaş dünyası — güvenilmez görülüp karalandı; olgusal dünya bir benzerlik dünyası, salt bir görünüş, yalancı bir dünya diye adlandırıldı; ve uydurulmuş yapıntısal dünya, sözde kalıcılık dünyası, değişmeyen, duyulurüstü dünya, yalancı dünya gerçek dünya olarak tahta çıkarıldı.

    Doğrudan doğruya bildiğimiz herşey isteklerimizin ve içgüdülerimizin dünyasıdır; ve tüm içgüdülerimiz temel içgüdüye — güç istenci — indirgenebilir. Yaşayan her varlık başka varlıkları yenerek gücünü artırmaya çabalar; bu yaşam yasasıdır. Hedef üstün insanların, daha yüksek bir tipin, bir kahramanlar ırkının yaratılmasıdır; bu savaşım, acı, sıkıntı ve zayıflara zarar verme olmaksızın bu gerçekleştirilemez. Bu yüzden savaş barışa yeğlenebilirdir; aslında barış bir ölüm belirtisidir. Hazzımız, mutluluğumuz için burada değiliz; herhangi bir amaç için burada değiliz; ama burada olmakla kendi gücümüze dayanmalı, kendimizi ileri sürmeliyiz yoksa yeniliriz. Öyleyse Schopenhauer’ın tüm ahlakın kaynağı yapmış olduğu acıma duygusu kötüdür: vereni de alanı da yaralar; güçlüyü de zayıfı da zayıflatır, insan ırkının gücünü tüketir ve kötüdür.

    Yaşamın korkunç olduğu doğrudur ama bu kötümserlik için bir neden değildir. Aslında kötümserlik ve vazgeçme hastalıklı ve yozlaşmış bir ırkta olmanın dışında olanaksızdır, çünkü yaşama isteği sağlıklı bir kafada acı ve savaşımın altedemeyeceği denli güçlüdür. Yaşam bir deneydir, iyilerin kötülerden ayırdedildiği bir deneme sürecidir. Seçicidir, aristokratiktir. İnsan doğasındaki eşitsizlikleri göz önüne serer, insanların eşit olmadıklarını gösterir. Kimi insanlar başkalarından daha iyidir, beden ve anlıkça daha güçlüdür. Daha iyi olan insanların, doğuştan aristokratların daha çok ayrıcalıkları olmalıdır çünkü aşağı olanlardan, ayaktakımından daha fazla ödevleri vardır. En iyi olan insanlar yönetmelidir. Bu yüzden kamuerki, toplumculuk, ortakmalcılık, anarşizm, tümü de olanaksızdır, tümü de ideal ile çelişirler, tümü de güçlü bireylerin gelişimini önlerler. Kölelik şu ya da bu biçimde her zaman varolmuştur ve her zaman varolacaktır. Modern işçi yalnızca antikçağ kölesinin yerini almıştır. Ne de kadınlar erkeklerle aynı haklara iye olabilirler, çünkü insiyatif, erke ve istençte erkeklere eşit değildirler. Bugün bizim için en büyük tehlike eşitlik manyasında yatmaktadır.

    Geleneksel ahlakımız da Nietzsche tarafından reddedilir çünkü acıma üzerinde temellenmiştir ve güçlüye karşı zayıfı ve yoz olanı kayırır. Din de, özellikle Hristiyanlık, aynı nedenle reddedilir; ve Nietzsche’nin bilim ve felsefeyi hor görmesi aynı yolda açıklanmalıdır — güç istencini yüceltmesi yoluyla. Barış, mutluluk, acıma, kendini-yadsıma, dünyanın hor görülmesi, kadınsılık, dirençsizlik, toplumculuk, ortakmalcılık, eşitlik, din, felsefe ve bilim, tümü de yaşamla çeliştikleri için reddedilirler; ve bu şeyleri değerli ve kendileri uğruna çabalanmaya değer olarak gören tüm düşünce dizgeleri ve tüm kurumlar yozlaşma belirtileridirler.

    Aşırı bireyci Max Stirner (Kaspar Schmidt, 1806-1856; Birey ve Mülkiyeti [Der Einzige und sein Eigentum], 1845) Nietzsche’nin öncelleri arasında yer alır.

    Nietzsche’nin yapıtları: Tragedyanın Doğuşu [Die Geburt der Tragödie], 1872; Böyle Dedi Zerdüşt [Also sprach Zarathustra], 1833, ss.; İyinin ve Kötünün Ötesi [Jenseits von Gut und Böse], 1886; Ahlakın Soykütüğü [Zur Genealogie der Moral], 1887.
     

Sayfayı Paylaş