Hippokrates'in Hayatı ve Hippokrat Yemini

Konu, 'Filozoflar' kısmında Erkan Bayır tarafından paylaşıldı.

  1. Erkan Bayır

    Erkan Bayır Misafir

    Antik dönemin en ünlü hekimi Hippokrates’in (İ.Ö. 460?-370?) yaşamı üzerine bildiklerimiz neredeyse tümüyle Platon’a dayanır. Protagoras ve Fedrus’tan Hippokrates’in Sokrates’in bir çağdaşı olduğunu, Kos adasının yerlilerinden olduğunu ve bir Asklepiad, yani kökenleri İyileştirme Tanrısına uzanan bir ailenin ya da loncanın üyesi olduğunu öğreniyoruz. Hem bir hekim olarak hem de bir tıp öğretmeni olarak ünlüydü ve bedenin bilgisinin bütün insanın bilgisine bağlı olduğunu savunuyordu. Platon’un sözlerinden Hippokrates’in kentten kente dolaştığı ve büyük sofistler ve diluzları gibi sanatını uygulamak ve öğretmek için Atina’ya geldiği anlaşılır.

    Daha sonraki bir gelenek Hippokrates’i beşinci yüzyılın sonundaki anlıksal mayalanmanın ortasına yerleştirir. Romalı bir diluzu olan Aulus Gellius şöyle yazar:

    ‘’Sonra Yunanistan’da Tukidides’in tarihini yazdığı büyük Peloponez Savaşı başladı. ... Bu dönem sırasında Sofokles ve Euripides trajik ozanlar olarak, Hippokrates bir hekim ve Demokritos bir felsefeci olarak ünlüydü; Atinalı Sokrates bunlardan daha genç olmasına karşın gene de bir bakıma çağdaşlarıydı. (Noctes Attice XVII. 21, 16-18).

    İskenderiyeli tarihçilere göre ise ünlü Yunan hekimi tarihçi Herodotus’un bir çağdaşıydı. İ.Ö. 470 ve 460 yılları arasında Kos adasında doğdu ve Apollon’un oğlu Aeskulapius’un soyundan geldiğini söyleyen bir ailedendi. Bir başka söylenti de Herkules’in soyundan geldiği yolundadır. Hippokrates’in zamanına gelindiğinde Yunanistan’da daha şimdiden uzun bir tıp geleneği yerleşmişti. Hippokrates’e bu mesleği aktaranların başında Herodikus geliyordu. Ardından kendisi bütün Yunan dünyasını dolaşarak daha geniş bilgi kazandı. Ayrıca ünlü öğretmenlerden felsefe öğrendi. Peloponez savaşının başında Atina’yı kasıp kavuran büyük veba salgınını durdurma çabalarına katıldığı ve bunun için kamuya açık alanlarda ateşler yaktığı söylenir, ama bu konuda doyurucu kanıt yoktur. Ayrıca Makedonyalı bir tiranın ‘sevgi hastalığını’ iyileştirmiş ve Pers Kıralına bakmak üzere İran’a gitmeyi reddetmiş olduğu da söylenir. İ. Ö. 380 ya da 360 yıllarında Selanik’te bulunan Larissa’da öldü.

    Hippokrates’e ait olduğu söylenen çalışmalar Yunan tıp yazılarının en eski örnekleridir, ama bunların pek çoğunun onun olmadığına kesin gözüyle bakılır. Bugün elimizde olan Hippokratik yazıların çoğu üçüncü yüzyıl İskenderiye bilginleri tarafından bir araya getirilmiş tıbbi incelemelerdir. Bununla birlikte, altı ya da yedi yazının gerçekten ona ait olduğu kabul edilir ve ünlü “Yemin” bunlar arasındadır. Bu ilginç belge hekimlerin daha o zamanlar yeni hekimler yetiştirmek için düzenlemeler yapmış olan loncalarda örgütlenmiş olduklarını ve meslekleri konusunda bugün de geçerliğini sürdüren idealleri olduğunu gösterir.

    Hippokratik Yazılar yaklaşık 60 tıbbi incelemeden oluşur ve bunların çoğunun tarihleri İ.Ö. Beşinci Yüzyılın sonlarına ya da dördüncünün ilk onyıllarına düşer. Zaman Klasik Dönemin doruğudur ve Perikles Atina demokrasisinin lideri olmuş, İktinus Parthenon’u, Bassae’deki Apollon Tapınağını tasarlamış, Fidias Olimpiya tapınağı için altın ve fildişinden yapılmış oturan Zeus heykelini tamamlamıştır.

    Çeşitli gelişmelere bağlı olarak Hippokratik yazarlar tıbbı İ. Ö. Beşinci Yüzyıl sonlarında yaşanan olağanüstü parlak bir düşünsel gelişim evresinin bir parçası yapmayı başardılar. “Bilgelikler Devrimi” olarak da adlandırılan bu dönemde ön-Sokratik doğa felsefecileri doğal dünyadaki fenomenleri düzeneksel süreçler aracılığıyla açıklıyor, gözler için gizli kalan şeylerin usun gözleriyle görüleceğini öğretiyorlardı.

    Bu dönemde bilgi ve diluzluğu öğretmenleri olan Sofistler de Yunan dünyasında yaygın olarak ortaya çıkarlar. Sofist eğitim insanlara gerçeğe ya da olgulara uygun olup olmadığına bakılmaksızın inandırıcı bir uslamlamanın nasıl yapılacağını öğretiyordu. Ozanların yazıları ile karşıtlık içinde, düzyazının gelişimi Yunan dünyasında yavaş oldu. Düzyazı ile yazılan incelemelerin gelişmesi tıp yazınının ortaya çıkışını hızlandırdı. Tıp yazarlarının düşüncelerini düzyazıya dökmeleri tarihçiler ve politik söylev yazarları ile yaklaşık aynı zamana düşer. Hekimler yazın alanına da katkıda bulundular ve bu insanların ellerinde düzyazının anlatım incelikleri de hızla gelişti.

    Tıbbın eski bir tekne ya da sanat olmasına karşın, Hippokratçılar beşinci yüzyıl sonlarında geç Klasik Döneme damgasını vuran tartışmalarda etkin olarak yer aldılar. Bu tartışmalara katılırken asıl ilgi gösterdikleri konu kendi sanatlarını bilinçli bir yolda sunmak ve hekimlere mantıksal olarak kuramdan kılgıya uzanan yolu göstermekti; yani, hastalıkların mantıksal nedenleri ve insan fizyolojisi konusundaki bilgilerden başlayarak uygun sağaltım araçlarına uzanan yolu araştırmak. Hippokrates ve izleyicileri bilim dilini konuşmayı biliyorlardı ve tıp bilimini bugün de geçerliğini sürdüren bir yolda ilk kez yazıya dökenler onlar oldular. Ama Hippokrates insanda doğanın başka alanlarında bulunabilecek olan herşeyin ötesinde başka birşey daha görüyordu ve “Yemin”i insanın fiziksel yanına olduğu denli ahlaksal ve tinsel yanına da verdiği önemin anlatımlarından biridir.

    Hippokrates’in yazılarında sık sık geçen aşağıdaki sözlerin evrensel bir geçerlik kazanmasına karşın, bugün onu alıntılayanlardan çok azı bunun başlangıçta hekimlik sanatına gönderme yaptığını bilir:

    “Yaşam kısa, ama Sanat uzundur; fırsat uçucu, deneyim aldatıcı, ve yargı güçtür. Hekim yalnızca kendisi doğru olanı yapmak zorunda olmakla kalmaz ama aynı zamanda hastanın, bakıcıların ve dışardakilerin işbirliği yapmalarını da sağlamalıdır.”

    Hippokrates izleyen kuşaklar için tıbbın yasa koyucusu ‘‘arılık ve kutsallık içinde yaşayan ve sanatını uygulayan’’ ideal hekim olmuştur.

    HİPPOKRAT YEMİNİ
    Hekim Apollon, ve Aeskulapius, ve Hygeia ve Panakea (Sağlık ve Evrensel-Sağaltıcı), ve tüm tanrılar ve tanrıçalar adına ant içerim ki, yeteneğime ve yargıma göre bu Yemine ve gereğine bağlı kalarak bu sanatı bana öğreteni kendi ana babam denli değerli görecek, varlığımı onunla paylaşacak ve gerekli olduğunda onu sıkıntılarından kurtaracağım; çocuklarını kendi kardeşlerimle bir göreceğim ve eğer öğrenmek isterlerse ücret almadan ve koşul getirmeden onlara bu sanatı öğreteceğim; ve Sanatın bir bilgisini kural, ders ve başka her öğretim yöntemi yoluyla kendi oğullarıma ve öğretmenlerimin oğullarına, ve tıp yasası gereğince bir ilke ve yeminle bağlanan öğrencilere iletecek ve başka hiç kimseye iletmeyeceğim. Yeteneğime ve yargıma göre hastalarımın yararına olduğunu düşündüğüm sağaltım dizgesini izleyeceğim ve zararlı ve yaramaz herşeyden uzak duracağım. Eğer istenecek olursa hiç kimseye öldürücü bir ilaç vermeyeceğim, ne de böyle bir öğütte bulunacağım; ve benzer olarak bir kadına düşük yapması için rahim içi bir araç vermeyeceğim. Arılık ve kutsallık içinde yaşayacak ve Sanatımı uygulayacağım. Taş ağrısı çeken kişileri kesmeyecek ama bunun yapılmasını bu işi uygulayan insanlara bırakacağım. Hangi eve girersem gireyim içeri hastanın yararı için gireceğim, ve bile bile yapılan zararlı ve kötü her edimden, ve dahası kadınların ya da erkeklerin, özgür olanların ve kölelerin ayartmalarından uzak duracağım. Mesleğimle ilgili olsun ya da olmasın insanların yaşamlarında gördüğüm ya da işittiğim ve dışarda konuşulmaması gereken her şeyin gizli tutulması gerektiğini düşünerek bunları açığa vurmayacağım. Bu yemini çiğnenmeden tutmayı sürdürdüğüm sürece, bana yaşamın ve tüm insanlar tarafından ve tüm çağlarda saygı gören sanatı uygulamanın hazzı bağışlansın; ama eğer bu yemini çiğneyip bozacak olursam, yazgım bunun tersi olsun.
     

Sayfayı Paylaş