Empatinin Tanımı ve Tarihçesi

Konu, 'İnsan İlişkileri' kısmında Psikolik tarafından paylaşıldı.

  1. Psikolik

    Psikolik Mal Sahibi

    Empatinin Tanımı ve Tarihçesi

    Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Basit gibi gözüken bu tanımın gerisinde pek çok kuramsal öğe bulunmaktadır ve belki de bu yüzden sözkonusu tanıma ulaşılması oldukça zaman almıştır. Günümüzde "empati" denildiğinde akla Carl Rogers ve onun konuya ilişkin çalışmaları gelir. Psikoterapi alanında empatik iletişim kurma becerisiyle ünlenmiş Rogers' ın adı ile empati kavramı adeta özdeş hale gelmiştir. Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecine "empati" adı verilir. Yukarıdaki empati tanımı üç temel öğeden oluşmaktadır. Bir insanın karşısındaki bir kişi ile empati kurabilmesi için gerekli olan bu öğeleri şöyle sıralayabiliriz:

    1) Empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır. Başka bir söyleyişle, empati kurmak isteyen kişinin karşısındaki kişinin fenomenolojik alanına girmesi gereklidir. Fenomenolojik alan nedir? Psikolojideki fenomenolojik yaklaşıma göre her insanın bir fenomenolojik alanı verdır. Her insan gerek kendisini gerek çevresini, kendisine özgü bir biçimde algılar; bu algısal yaşantı özneldir (subjektiftir); kişiye özgüdür. Yani her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, gerçekleştirmek için de empati kurmak istediğimiz kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek adeta olaylara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız. Karşımızdaki kişinin rolüne girerek empati kurduğumuzda, o kişinin rolünde kısa bir süre kalmalı, daha sonra da bu rolden çıkarak kendi rolümüze geçebilmeliyiz. Aksi halde empati kurmuş sayılmayız. Karşımızdaki ile özdeşim kurmak (ona benzemek) veya ona sempati duymak, empatiden farklı şeylerdir.

    2) Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yanlızca duygularını veya yanlızca düşüncelerini anlamış olmak yeterli değildir. Empatiyi tanımlarken bu noktayı vurguladığımızda, empatinin iki temel bileşeninden söz etmiş oluyoruz. Bunlar empatinin bilişsel ve duygusal bileşenleridir. Karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, bilişsel nitelikli bir etkinlik (bilişsel rol alma/bilişsel perspektif alma), karşımızdakinin hissettiklerinin aynısını hissetmemiz ise duygusal nitelikli bir etkinliktir (duygusal rol alma/duygusal perspektif alma.) Bilişsel rol alma duygusal rol almanın ön şartı sayılabilir. Empatinin bileşenlerinin ne olduğu konusunda araştırmacılar arasında, bazı görüş farklılıkları vardır. Örneğin Hoffman’ a (1978) göre empatinin, bilişsel, duygusal ve güdüsel (motivasyonel) olmak üzere üç bileşeni vardır. Bazı araştırmacılar empatinin bilişsel yönünü, bazıları ise duygusal yönünü vurgulamaktadır. Fakat çoğunluğun üzerinde uzlaştığı görüş, empatinin bilişsel ve duygusal bileşenlerden oluştuğu yolundadır.

    3) Empati tanımındaki son öğe ise,empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile eğer anladığımızı ifade etmezsek empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız. Araştırmacılar,insanların zihinlerinde kurdukları empatiyle, karşılarındaki kişiye ilettikleri empati arasında farklılık olduğunu belirtmektedirler. Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenen iki yolu vardır: Yüzümüzü/bedenimizi kullanarak onu anladığımızı ifade etmek. Empatik tepki vermenin en etkili yolu herhalde bu ikisini birlikte kullanmaktır. Bir sıkıntımız olduğunda, bizimle konuşan kişi, dostça bir gülümsemeyle kolumuza dokunup sıkıntımızı sözelleştirirse, örneğin "son günlerde çok bunalmışsın" derse, rahatladığımızı hissedebiliriz.
    Bir Halk Masalında Empati

    Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da "korkumdan kırk kantar yağım eridi" dermiş. Birgün birisi demiş ki "sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?"Bunun üzerine serçe şu cevabı vermiş; herkesin kendine göre dirhemi, kantarı var; siz ne anlarsınız". Yukarıdaki masalda verilmek istenen mesaj kanımca şudur: Her insanın -hatta her canlının- olaylara kendine özgü bir bakış açısı (fenomenolojik alanı) vardır. Dışardan baktığımızda bunu göremeyiz ve bu yüzden de onun bazı davranışlarına anlam veremeyiz.Kendimizi karşıdakinin yerine koyup olaylara onun gözüyle bakabilirsek, ancak bu durumda onun duygularını ve düşüncelerini anlamamız, dolayısıyla da davranışlarına anlam vermemiz mümkün olur.
    Empatinin Sempatiden Farklılığı

    Bir insana sempati duymak demek, o insanın sahip olduğu duygu ve düşüncelerin aynısına sahip olmak demektir. Karşımızdaki kişiye sempati duyuyorsak, onunla birlikte acı çekeriz yada seviniriz. Empati kurduğumuzda ise karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamak esastır. Kendimizi sempati kurduğumuz kişinin yerine koymamız ve onu anlamamız şart değildir; sempatide "yandaş" olmak esastır. Empati kurduğumuzda ise karşımızdaki kişiyle aynı duyguları ve görüşleri paylaşmamız gerekmez; sadece onun duygularını ve düşüncelerini anlamaya çalışırız. Bir insanı anlamak başka şeydir, ona hakvermek başka şey. Empatide anlamak, sempati de ise anlamış olalım ya da olmayalım, karşımızdakine hak vermek sözkonusudur.
    Empati Kurma ve Yardım Etme Davranışı

    Empati kurmanın yardım etme davranışına nasıl dönüştüğü hakkında başlıca iki kuramsal açıklama vardır: Bunlardan birincisine göre, sıkıntı içinde bulunan kişi ile empati kuran kişi, karşısındakinin durumunu anladığı için sıkıntıyı gidermek yani kendisini rahatlatmak için o kişiye yardımda bulunur. İkinci açıklama ise şöyledir: Sıkıntıda bulunan kişi ile empati kurarak onun durumundan haberdar olan kişi, diğergam bir davranışta bulunarak, sıkıntıdaki kişiyi rahatlatmak amacıyla ona yardım eder. Yukarıdaki açıklamaların birincisine göre, yardım davranışının temelinde egoist bir güdü, ikincisine göre ise diğergam (altruıstic) bir güdü bulunmaktadır. Empati sadece kendisiyle empati kurulana yararı olan bir etkinlik değildir. Empati, empatiyi kuran kişi için de önemlidir. Empatik becerileri ve eğilimleri yüksek olan, bu yüzden de diğer insanlara yardım eden kişilerin, çevreleri tarafından sevilme ihtimalleri artar. Bell ve Hall(1954) yaptıkları araştırmada, liderlik özelliğine sahip kişilerin empati kurma becerilerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Bir araştırmada, piyano ve keman çalan gençlerin empatik becerileri ve kendilerine yönelik saygı düzeyleri, müzikle uğraşmayan gençlerinkine oranla daha yüksek bulunmuştur. Yine benzeri bir araştırmada, kedi köpek gibi evcil hayvanların beslendiği evlerdeki çocukların empatik becerileri (bilişsel ve duygusal rol alma becerileri), evcil hayvan beslenmeyen evlerdeki çocukların empatik becerilerinden daha yüksek bulunmuştur.Bu bulgular,kişilerin ilgi alanları ile empatik becerileri arasında ilişki bulunduğu anlamına gelmektedir. Müzik, evcil hayvan gibi uğraş edinmek muhtemelen kişilerin empatik anlayışlarını/becerilerini arttırmaktadır. Bir araştırmaya göre, meraklarına anne ve babalarından karşılık bulan çocuklar, yetişkin olduklarında, aynı ortamda yetişmeyenlere oranla daha yüksek empatik ilgiye sahip olmaktadırlar.
    Aşamalı Empati Sınıflaması

    Onlar Basamağı

    Bu basamakta tepki veren kişi karşısındaki kişinin kendisine anlattığı sorun üzerine düşünmez, sorun sahibinin duygu ve düşüncelerine dikkat etmez, bu soruna ilişkin kendi duygu ve düşüncelerinden söz etmez. Sorunu dinleyen kişi, sorun sahibine öyle bir geri bildirim verir ki, bu geri bildirim, o ortamda bulunmayan üçüncü şahısların (toplumun) görüşlerini dile getirmektedir. Bu basamakta tepki veren kişi, birtakım genellemeler yapar, atasözleri kullanır. Örneğin parasını israf ettiği için yakınan bir kişiye "ayağını yorganına göre uzat" dersem, Onlar basamağında bir empatik tepki vermiş olurum. Bu sözlerimle karşımdaki kişinin ya da benim duygu ya da düşüncelerimiz yer almamakta, yalnızca toplumun bu konu ile ilişkin görüşü yansıtılmaktadır.

    Ben Basamağı

    Bu basamakta empatik tepki veren kişi, benmerkezcidir; kendisine sorununu anlatan kişinin duygu ve düşüncelerine eğilmek yerine, sorunun sahibini eleştirir, ona akıl verir; bazende kişiyi kendi sorunlarıyla başbaşa bırakıp kendinden söz etmeye başlar. Örneğin "ben" basamağına uygun empatik tepki veren bir kişi, dinlediği sorun karşısında "üzüldüm, aynı dert bende de var" der ve böylece sorun sahibini sorunuyla yüzüstü bırakıp kendi sorunlarını anlatmaya başlar. Ben basamağında empatik tepki veren kişi, karşısındaki insanı bir ölçüde rahatlatabilir.

    Sen Basamağı

    Bu basamakta empatik tepki veren bir kişi, kendisine sorununu ileten kişini rolüne girer, olaylara o kişinin bakış açısıyla bakar. Yani kendisine iletilen sorun karşısında, toplumun ya da kendisinin düşüncelerini dile getirmez, doğrudan doğruya karşısındaki kişinin duyguları ve düşünceleri üzerinde odaklaşarak, o kişinin ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamaya çalışır. Yukarıda sıralanan üç temel empati basamağını kapsayacak şekilde on alt Basamak oluşturdum:

    1.Senin problemin karşısında başkaları ne düşünür, ne hisseder: Bu basamakta empati kurmaya çalışan kişi, birtakım genellemeler yapar, felsefi görüşlere, atasözlerine başvurabilir, dinlediği soruna ilişkin olarak genelde toplumun neler hissedebileceğini dile getirir; sorununu anlatan kişiyi toplumun değer yargıları açısından eleştirir.

    2.Eleştiri: Dinleyen kişi, sorununu anlatan kişiyi kendi görüşleri açısından eleştirir,yargılar.

    3.Akıl Verme: Karşısındakine akıl verir, ona ne yapması gerektiğini söyler.

    4.Teşhis: Kendisine anlatılan sorunu ya da sorunu anlatan kişiye teşhis koyar; örneğin "bu durumun sebebi toplumsal baskıdır" ya da "sen bunu kendine fazla dert ediyorsun" der.

    5.Ben de Var: Kendisine anlatılan soruna ya da sorunun benzerinin kendisinde de bulunduğunu söyler; "aynı benim başımda" diye söze başlar ve kendi sorununu anlatmaya başlar.

    6.Benim Duygularım: Dinlediği sorun karşısında kendi duygularını sözle ya da davranışla ifade eder; örneğin "üzüldüm" ya da "sevindim" der.

    7.Destekleme: Karşısındaki kişinin sözlerini tekrarlamadan, onu anladığını ve desteklediğini belirtir.

    8.Soruna Eğilme: Kendisine anlatılan soruna eğilir, sorunu irdeler, konuya ilişkin sorular sorar.

    9.Tekrarlama: Kendisine iletilen mesajı (sorunu), gerektiğinde mesaj sahibinin kullandığı bazı kelimelere de yer vererek özetler; yani dilediği mesajı kaynağına yansıtmış olur.

    10.Derin Duyguları Anlama: Bu basamakta empati kuran kişi, kendisini empati kurduğu kişinin yerine koyarak onun açıkça ifade ettiği ya da etmediği tüm duygularını ve onlara eşlik eden düşüncelerini farkeder ve bu durumu ona ifade eder.
     
  2. teşekkürler
     
  3. yasemin taşcan

    yasemin taşcan Yeni Üye

    Taklitçi Hücreler: Ayna Nöronlar
    İnsan bedeninin ve beyninin bir örneği empatide olduğu gibi keşfedilmesi gereken
    milyonlarca faaliyeti vardır. Gülmek, esnemek, ağlamak, karamsarlık, neşe, coşku,
    hüzün vb. gibi pek çok davranış ve duygu biçimi insanlar arasında kolayca
    yayılabilen ve taklit edilen duygulardır.
    İnsan beyninin işlev gören kısmının nöronlardan oluşur ve bu nöronlar elektrikle
    çalışır. Her bir nöron yüz mili volt elektrik enerjisi üretildiğinde aktif olarak
    çalışır hale gelir. Buna aksiyon potansiyeli ismi verilir. Beynimizde yaklaşık yüz
    milyar nöron vardır. Bu nöronların çalışması günümüzde EEG denilen aletle, elektrik
    akımı ölçülerek incelenebiliyor.
    Beynin çalışması fonksiyonel manyetik rezonans (fMR) ve pozitron emülsiyon tomografi
    (PET) cihazlarıyla da araştırılabiliyor.
    Nöronların çalışmasıyla açığa çıkan enerji çok yüksektir. Bu enerji pek çok soruya
    kaynak olabilir.
    “Beyin bu yüksek miktarda enerjiyi nasıl kullanıyor, parapsikolojik olaylarda bu
    enerjinin rolü var mı? “
    İşte bu gibi sorulara cevap aramak için yapılan bir araştırmada on yıl öncesine
    kadar bilinmeyen bir nöron yapısı keşfedildi.
    İtalya’da Parma Üniversitesi’nden Giovanni Rizzolatti, Vittorio Gallese ve ekibi
    1996 yılında, makak maymunun beyninin ön lobunda ‘ayna nöron’ adını verdikleri
    değişik bir motor nöron hücresi keşfettiklerini duyurdular. Yakın zamana kadar,
    motor nöronların yalnızca salgı bezleri ve kas devinimlerini denetleyen uyartıları
    gönderen sinir hücreleri olduğu sanılırdı. Bilim adamlarıbeyin hücrelerini,
    nöronları test etmekteydiler ve maymunlar ne zaman bir fıstık alsalar nöron
    aktivitelerinden tespit edilmiş özel bir ses duymaktaydılar. Daha sonra bir gün
    maymunlar hareket etmeden dururlarken bir bilim adamı fıstıklara uzandı ve maymunun
    nöronu sanki kendileri uzanıp alıyormuşçasına aynı aktiviteyi gerçekleştirdi.. Bu
    durum bir şeyi açıklığa kavuşturuyordu: “Bir şeyi görmek ve bir şeyi yapmak aynı
    şeydi!” Yani, bu nöron birisini bir şey yaparken seyrederken sanki kendisi
    yapıyormuş gibi aktive olmaktaydı.
    Bu nöronlar tabii ki insanlarda da mevcut. Katıla katıla gülen kendimizi alamayıp
    gülmeye başlarız. Bunun gibi gerginlik, gerginliği; neşe, neşeyi bulaştırır. Mutlu
    yüzlere bakan insanların, gülerken gerilen kaslarının, kızgın yüzlere bakanların ise
    kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700 milisaniye içinde kımıldadığı
    saptanmış. Çevremizde biri esnese çok geçmez tek tük başka esneme sesleri ardı sıra
    dizilir. İnsanın ayna nöron sistemi, maymunlardan farklı olarak sol yarı kürede ve
    özellikle dille bağlantılı Broca alanında toplanmıştır.
    Ayna nöronların varlığının empati ile ilişkilendirilmesi ile konunun içinde pek çok
    parantez açılması sağlanmıştır. Parantezlerin her biri ise bilimdışı bildiğimiz pek
    çok olgu için açıklayıcı kaynak olmuştur. Birkaç paranteze birlikte bakalım:
    • Sürü psikolojisinin temel nedeninin ayna nöronlar olduğu konusunda ileri sürümler
    var. Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Yard. Doç. Dr. Emre Özgen, bir
    konferansta yaptığı konuşmada, 10 yıl önce tek hücreli ölçümlerle bulunan “ayna
    nöron”ların, son yılların çok ilgi gören nöropsikolojik buluşlarından biri olduğunu
    belirmiş. Konferansta Fransa Jean Nicod Enstitüsü Öğretim Üyesi Pierre Jacob’un
    ekip çalışmasından dayanakla, çete davranışları ve sürü psikolojisi gibi öğelerin
    altında insan beynindeki ”ayna nöron”ların bulunduğunun düşünüldüğünü söylemiş…
    • Ayna nöronlarla ilgili bir başka çarpıcı parantez, otistik çocukların ayna nöron
    mekanizmasının arızalı olmasıdır. Otizm, Yunanca autos (kendi) sözcüğünden geliyor.
    Türkçeye kendicilik diye çevrilebilir. Otistik çocuğun çektiği temel zorluklardan
    biri, metafor (eğretileme) ve metonim (düzdeğiştirmece) gibi söz oyunlarını
    anlayamamalarıdır. Örneğin, ‘Yumruğunu sık!’ denildiğinde, çocuk bir eliyle yaptığı
    yumruğu öbür eliyle sıkıyor.
    • Parapsikolojik kabul edilen başka bir konu var ki, akıl okumak diye de
    adlandırılır… Bazı insanlar bir diğer kişinin beyninin içinden geçeni rahatça
    algılayabiliyorlar. Özellikle empati duygusu fazla olan insanlarda gelişmiş olan
    akıl okuma yeteneği, telepati adını da alabiliyor ve empati ile iç içe geçiyor bu
    noktada. Ayna nöronlar ile ilişkilendirilerek açıklandığında telepati bilimsel bir
    izaha kavuşabiliyor:
    Birinci şahsın bilinç dışında bulunan duygu, hayal gücü veya sezgiden sorumlu
    kısımlarında elektriksel aktivite oluşur bu aktivite bilinç dışında bulunan
    telepatiden sorumlu ayna nöronlarını uyarır ayna nöronlarından enerji açığa çıkar bu
    enerji evrene yayılır, alıcı kişiye ulaşır ve alıcı kişideki ayna nöronlarını
    uyarır. Burada oluşan aksiyon potansiyeli duygu durumu değiştirir bir his bir sezgi
    açığa çıkarır, çoğu kişi bu bilinçli zihinleriyle bu hisse bir anlam veremeyebilir,
    ancak altıncı hissikuvvetli diye tabir ettiğimiz kişiler ile trans haline girmek
    suretiyle bilinçlerinin engelleyici etkisini kapatmayı öğrenmiş kişiler buna daha
    iyi anlam verebilirler.
    Gönderilen mesaj alıcıda bilinç seviyesinde anlaşılamazsa bir iç sıkıntısı olarak
    tezahür edebilir. Altıncı his, telepati, pozitif –negatif enerji gönderimi gibi
    parapsikolojik yeteneklerde bu konuyla ilgili nöron grupları tarafından
    gerçekleştirilir. Üzerinde çalışılırsa ustalık kazanılabilir. Ancak bazı kişiler
    doğuştan daha yeteneklidir. Uzaktan görme-işitme gibi psişik yeteneği olan insanlar,
    ABD ve İngiltere’de bazı çözümlenmesi mümkün olmayan adli olaylarda polis tarafından
    görevlendiriliyor. Bu insanlar nasıl oluyor da uzaktan görebiliyorlar düşünmek
    gerek. Uzaktan hissedebilme yeteneğinin gelişmesiyle beyin ve düşünce kontrolleri
    konusundaki komplo teorilerinin dayandığı bir takım bilimsel gerçekler olmasa
    üzerine kitaplar yazılmaz. (Adam Fawer- OLASILIKSIZ)
    Biyoelektromanyetik dalgalarla, düşünme sırasında hücreler arasındaki iletişimin
    sağlanması ve ayna nöronları sayesinde bir diğer insan tarafından diğer kişi
    harekete geçmeden önce geriye kontrol eden ve durduran düşünceler gönderilmesi
    üzerine kurulu olan bu kitabın içindeki senaryo hiç de akla uzak gelmiyor doğrusu…
    Derin hipnozlarda kişilerin astral yolculuk yapabildikleri söylenir. Uzaktan görme
    mekanizmasını açıklayacak olursak beyinde ayna nöron grubu uzaktaki bir olay için
    enerji gönderir. Enerji, gönderilen yerden geri yansır ve alıcı nöronlarca
    algılanır. Bu işlem aynı ultrasonla insan karnında bir görüntü oluşturmayı andırır.
    Görüntü bilinç dışında oluşur, çok net değildir. Bunu yorumlayacak şahsın bilgi,
    beceri, yetenek ve tecrübesi olaya açıklık getirir.
    Evrene bakılırsa hemen her şeyin dalga hareketi (iniş- çıkışlar) yaptığı görülür.
    Gece-gündüz, siyah-beyaz, ses ve en önemlisi ışık; dalga hareketi yapar, örnekler
    çoğaltılabilir. Bir grup bilim adamı zamanın da dalga hareketi yaptığına inanıyor.
    Zaman dalga hareketi yapıyorsa, zaman içinde yolculuk mümkün olabilir.
    Zamanın dalga hareketi yaptığı varsayımından yola çıkarsak, zamanın farklı
    boyutlarında, aynı yerde yaşamın cereyan ettiği düşünülebilir. Geleceği görebilen
    insanlar beyinlerindeki ayna nöronlarını kullanarak bunu bilinç dışlarından
    yapabiliyorlar.
    Bütün bu parantezlerin açılımından çıkan sonuçları değerlendirirsek eğer birkaç
    şıkta toplayabiliriz:
    • Ayna nöronlarının bulunduğu nöron grupları bilincimizin dışındadır.( doğal
    yapımızın içinde yaratılışımız gereği mevcuttur ve motor nöron adı verilir)
    • Bu nöron gruplarından gelen verileri değerlendirmeyi engelleyen düşünce ve
    olaylar, doğru değerlendirme yapmamıza engel olabilir. (Fazla empati nedeniyle
    kişisel başarısızlık örneğinde olduğu gibi bilinçli düşünce ile motor olanı
    dengeleyememek)
    • Ayna nöronlarından gelen verilerin doğru değerlendirilmesi için trans hali
    oluşturularak engelleyici düşüncelerin uzaklaştırılması gerekir.
    (Motor özelliği olan bu nöronları tam algılayabilmek için diğer istemli düşünce ve
    duyuları durdurabilmek, meditasyon için istenen “düşüncesiz” kalmayı başarmak
    gerek)
    • Ayna nöronlarından uyku esnasında da veri gelebilir (haberci rüyalar, istiareye
    yatmak)
    • Bu yetenek geliştirilebilir.
    Parantezlerin sayısı arttırılabilir ve gerçekten parapsikoloji – metafizik-
    bilimdışı kabul edilen pek çok şey için mantıklı açıklamalar oluşturulabilir. Sonuç
    olarak empati hayatımızın pek çok alanında doğru dozda kullanılması ve
    geliştirilmesi gereken bir yetenek. Azlığında duyumsamazlık, egoizm, iletişim
    sorunları, otizm, vicdansızlık, utanmazlık gibi hiç de istenmeyen negatif psikolojik
    olgulara neden olur. Gereğinden fazla ve tek taraflı kullanıldığında kişisel
    başarısızlık, yalnızlık, mutsuzluk gibi duygularla yaşamaya mahkum eder. Dozunda
    kullanılıp, geliştirildiğinde başarı ve çekicilik getiren bir sürü yeteneğe sahip
    olmayı sağlar. Empati hemen her ilişkide hüküm sürer. En güzel aşklar empatinin
    gelişmesiyle zirveye çıkar ve uzun süre yaşar. Empatisiz, ya da tek taraflı
    empatinin olduğu aşkın en tutkulusu bile bitmeye mahkumdur. Oyun bile oynayamayız
    empatisiz. Sanatçı kurduğu empati yoluyla yapıtını ortaya koyar ve izleyen, bu
    yapıtla kurduğu empati yoluyla baştaki yaşanmışı yaşar. Utanç, mahcubiyet
    duygularının haysiyet, şeref duyumlarının ardında da empati vardır. Belki en çarpıcı
    olanı, kendimizde bir başkasını yaşatarak bu bölünmenin, aynı konuda karşıt duygular
    yaşamamıza yol açmasıyla vicdanı olanaklı kılmasıdır.
    Empatinin yanlış kullanılmasıyla; birbirine yürek kapılarını kapatmış, kendi
    kimliğinin ve egosunun ötesini duyamayan, her türlü ilişkisinde başarısız ve
    toplumsal bir otizmin pençesinde ya da sürü psikolojisinin tekdüze boyun
    eğmişliğinde kaybolmuş bulabiliriz kendimizi…

    yazı alıntıdır...........:)
     

Sayfayı Paylaş