İletişim Kuralları

Konu, 'İnsan İlişkileri' kısmında Akep tarafından paylaşıldı.

  1. Akep

    Akep Site Admin

    İLETİŞİM, EMPATİ ve HİYERARŞİ

    GİRİŞ
    Birey, insanlık yolculuğuna toplumu oluşturan kurumların en küçüğü ve en
    önemlisi olan ailede başlar. Anne, baba ve çocuktan oluşan ilk hiyerarşik
    yapılanma içerisinde yerini aldığı da söylenebilir. Bireye, yolculuğu için
    gerekli olan bilgi, beceri ve tutumlar öncelikle aile kurumu içerisinde
    kazandırılmaya çalışılır. Kazandırılan davranış değişikliklerinin en önemlileri
    arasında, diğer bireylerle yolculuk sırasında nasıl bir iletişim kuracağının
    öğretilmesi sayılabilir.
    “İlk ağlama” çocuğun, anne ve babasıyla kurmaya çalıştığı ilk iletişim denemesi
    olarak kabul edilebilir. Ağlamanın nedenlerini çözemeyen anne ve baba, çocuğuyla
    ilk iletişim çatışmasını ve mutsuzluğunu yaşamaya başlar. Çünkü toplumsal ve
    bireyler arası ilişkilerde mutluluğun yakalanması, paylaşılması ve
    anlaşılmasının önemli olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Çatışmalardan
    kurtulmanın ve mutluluğu yakalamanın, etkin iletişimle mümkün olacağı görüşü
    günümüzde artarak değer kazanmaktadır. Mutluluk gerçekten önemli midir?
    Önemliyse bireylerin performansını ne kadar etkiler? soruları birey, aile ve
    kurumlar açısından yeni iddia ve yaklaşımları gündeme getirmektedir.
    Bireyin yaşamında mutluluk önemli bir yer tutmakta ve yaşamını etkilemektedir.
    Hem ortak deneyimler hem de psikolojik araştırmalar kişisel ilişkilerin önemli
    bir mutluluk kaynağı olduğunu göstermiştir. Tatminkar ve etkin iletişim yaşayan
    insanlar, bunu yaşamayanlara oranla daha mutlu ve sağlıklıdırlar. Mutluluğu
    yakalamış kurumlarda ise verimliliğin arttığı ve bireylerin kendilerini
    kurumlarının bir parçası olarak gördükleri söylenebilir.
    “Bilgi üretim ve akışının hem bireyler arası hem de kurumlar arası ilişkileri
    belirlediği, bilginin kütlesel düzeyde üretilip, tüketildiği” bilgi
    toplumlarında, ilişkilere bilgi ve etkin iletişimin kaynaklık ettiği
    gözlenmektedir. Kurum içi bireyler arası ilişkilerde, çalışanların mutluluğu ve
    bu mutluluğun ürüne (mal-hizmet) tercih edilmemesi, toplam kalite yönetiminin de
    temel değerlerindendir.
    Günümüzde hızlı bir değişim yaşanmaktadır. Bireylerin mutluluğu ve kurumların
    başarısı kendilerini bu değişime adapte etmeleriyle doğru orantılı olarak
    görülmektedir. Çünkü değişim zaten hızlı veya yavaş devam ediyor ve insanların
    işlerini en iyi yapma arayışları (toplam kalite) da bu bağlamda sürüyor. Hem
    değişim hem de işi en iyi yapma arayışları kurumları yenileşmeye taşımaktadır.
    Kalitenin günümüzde giderek değer kazanması ise kurumları toplam kalite
    standartlarını araştırmaya ve uygulamaya yöneltmektedir.
    Bireyler ve kurumlar yenileşme (toplam kalite) arayışlarında “Eylem Çelişkisine”
    yakalanabilmektedirler. Eylem çelişkisi, yaptığınızı daha iyi yapmak için daha
    çok çalışmanın başarı getirmeyeceği gerçeğidir. Eylem çelişkisini etkin
    iletişimle ortadan kaldırarak olumlu sonuçlara ulaşmak mümkün görülmektedir.
    Bu makalede, kurum içi hiyerarşik yapılanmadan kaynaklanan ve günümüzde artarak
    devam eden iletişim çatışmaları, “empatik iletişim” eksenli olarak
    değerlendirilecektir. Bu bağlamda çalışanların mutluluğunun sağlanması ve buna
    bağlı olarak da verimliliğinin artırılmasının mümkün olup olmayacağı
    incelenecektir.

    A- İLETİŞİM NEDİR VE NASIL GERÇEKLEŞİR ?
    Toplum ve kurumları oluşturan bireylerin birbirlerini etkileme çalışmaları,
    bireylerin mutluluğuna ve verimliliğine atılan adımlardır. Etkileme
    faaliyetlerini “bireyler arası ilişkiler” olarak adlandırabiliriz.
    Bireyler arası ilişkiler bağlamında iletişimi kısaca açıklamak gerekirse;
    “İletişim, bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırma süreci” dir. Genel anlamda
    ise; “Nitelikleri ne olursa olsun, iki sistem arasındaki bilgi alış verişini
    iletişim” olarak kabul edebiliriz.
    İletişim, iş ve sosyal ilişkilerde başarıya kaynaklık eder. Fikir ve
    deneyimlerimizi paylaşmak, ilgilendiğimiz alanları geliştirmek ve insanlara
    isteklerimizi açıklamak için iletişim beceri ve stratejilerine gereksinim
    duyarız. Duygu ve içgüdülerimizi açıklamak için dil ve vücut diline dayalı
    iletişim yöntemleri geliştirmemiz gerekir. Etkin bir iletişim kurulabilirse,
    bireyler hayatlarını olduğu gibi yaşamak yerine, kendi dünyalarını
    şekillendirebilirler.

    1) İletişim Nasıl Gerçekleşir?
    Yukarıdaki tanımlar irdelendiğinde iletişimi oluşturan dört temel kavramdan
    bahsedilebilir. Bu kavramlar sırasıyla; birim (kaynak-hedef), birbiriyle
    bağlantılı olma, mesaj (bilgi) ve alış-veriştir.
    Yaşamımızda kurduğumuz iletişimlerden birini örnekleyecek olursak:
    Ast ağır rahatsızlık geçiren eşini hastaneye götürmek için üstünden izin
    isteyecektir. Kapıyı çalar, selamını vererek içeriye girer ve “Yarın sabah eşimi
    doktora götürecem!…” der. Üst izin yerine yargı içeren bu istemi “Zaten sen
    izini almışsın… Niye soruyorsun ki?” der ve reddeder.
    Yukarıdaki örneğimizde, “kapsam çatışması” yaşanmış ve ast-üst arasında
    bireylerin istediği verimlilikte bir iletişim kurulamamıştır.
    Bu örnek model haline getirildiğinde; ast ile üst arasındaki konuşmada; ast
    kaynak birimi, üst ise hedef birimi oluşturur. İki birim arasındaki mesajların
    (izin istemi) gidip gelebileceği bir kanal (alış-veriş) vardır. Bütün bunların
    bulunduğu iletişim ortamı da bütün kavramlara tek tek tesir eder. Kurulan
    iletişimi etkileyen faktörler; “öz-imaj, ifade netliği, dinleme becerisi,
    duyguların yönetimi, öğrenme ve kendini ifade etme” olarak sıralanabilir.

    2) İletişimde Anlayabilmek
    “Bilmek, anlamak ve yaşamak…” eğitimcilerin bireylerde gerçekleştirmek
    istedikleri davranış değişikliklerinin basamaklarını oluşturmaktadır. İstenilen
    davranış değişikliğine ulaşmak her basamağın kendi içerisindeki gereklerini de
    yerine getirmekle sağlanabilir. Bireyin anlamlandıramadığı bilgileri
    yaşantısında da uygulaması mümkün görülmemektedir.
    İletişim sürecinin dinlemeyi izleyen aşaması, esasen anlamayı hedefler. Gelen
    iletiyi (mesajı) anlayabilmek, en genel anlamıyla, konuyu “karşı açıdan”
    görebilmek demektir. Anlayabilmek, bir olayla ilgili yürütülen farklı
    düşüncelerin her birinin oturdukları mantıkların kendi içlerinde tutarlı
    oldukları varsayımını temel alır. Buna göre, düşünceler arasında “doğru-yanlış”
    veya “haklı-haksız” gibi ayrımlar anlamsızdır. Anlamanın temelinde yatan bu
    varsayımın anlamlı gördüğü tek şey düşüncelerin birbirlerinden olan
    farklılıklarıdır. Her düşünce, bir bütünü bir kenarından yakalamış, o kesiti
    anlamış ve anladığını da tutarlı bir mantık silsilesi ile kendi içinde
    “doğrulaştırmış” bir açıdır, bir penceredir. İletişimde, bütünü anlamak, ona
    bakan açıları anlamayı gerektirir.
    Örneğimizde ast kendi alt kültüründen kaynaklanan bir söylem hatası yapmıştır.
    Aslında ast “Sayın üstüm eşim kendi başına hastaneye gidemeyecek şekilde
    rahatsız, yarınki işlerimi arkadaşlarımın da yardımıyla yaptım ve bekleyen
    herhangi bir işim yok… Hastane işlemlerinde eşime refakat edebilmek için izin
    istiyorum…” demek istemiştir. Üst söylem hatasından kaynaklanan bilgiyi,
    eğitimci yönünü de kullanarak “Üstü izin vermeye mecbur bırakacak bir tarzda
    izin istememelisin… şöyle, şöyle (yukarıda açıklandığı gibi) izin istemeliydin.”
    demeli; kendisini anladığını, eşinin tedavisi için neler yapabileceğini sormalı
    ve geçmiş olsun temennisiyle izin vermelidir. Böylece hem astının hatasını
    düzeltmiş hem de iletişim çatışmasına girmemiş olacaktır.

    İletişimi anlamlandırmak, iletişim sürecine -alıcı ya da verici olması
    farketmez- karşımızdakinin gözleriyle bakmakla sağlanabilir.

    B- EMPATİ
    Gerçek hayattan uyarlanmış bir örnekle empati ve empatik iletişim konularına
    geçmek yararlı olabilir.
    Ast koşa koşa üstünün odasına gelir. Heyecandan ve aceleden kapıyı çalmadan
    odaya girerek isteğini anlatmaya başlar. Üst sert bir ifadeyle; “Niye kapıyı
    çalmadan içeriye giriyorsun? Görmüyor musun, telefonla konuşuyorum, çık ve daha
    sonra gel” “bir daha geldiğinde de kapıyı çalmayı ve tekmil vermeyi unutma!” der
    ve astı odadan çıkarır.
    Dışarıya çıkarılan ast, üstüne, öğle tatilinde voleybol oynarken yere düşen ve
    başını taşa vurarak baygınlık geçiren arkadaşının durumunu anlatmak
    istemektedir. Her ne kadar astın yaptığı kurumsal kurallara uygun değilse de
    üstünden saygı ve anlayış görmemesi de o oranda uygun değildir. Üst astıyla
    kuracağı iletişimle hem problemi çözüme kavuşturmalı hem de eğiticilik görevini
    yerine getirmelidir.
    Bireyler arası ilişkileri olumlu ya da olumsuz olarak etkileyen üç etmen
    üzerinde durulabilir. Bunlardan birincisi, bireyin başkaları ile olan
    iletişiminde SAYGI ilkesine yer vermesi ve onları kendilerine özgü nitelikleri
    ile kabul edebilmesidir. İkincisi, bireyin karşısındaki bireyi mümkün olduğu
    kadar EMPATİK bir anlayışla dinlemesidir. Üçüncüsü, ise bireyin içi-dışı ve
    özü-sözü bir olmasını ifade eden BAĞDAŞIM ilkesidir.
    “Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun
    duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması” şeklinde tanımlanabilir.
    Carl Rogers’in 70’li yıllarda ulaştığı empatik anlayış, bugün çoğunluğun
    üzerinde uzlaştığı bir tanıma dönüşmüştür. Katı bir nitelik taşımayan söz konusu
    tanım, genel çizgileriyle şöyledir: “Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin
    yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve
    düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumun ona iletilmesi
    sürecine empati” adı verilir.
    Empatik bir anlayışla dinleme, bireyin kendi objektifliğini yitirmeden,
    olayları, karşısındaki bireyin içinde bulunduğu durumu ve onun görüş açısını
    dikkate alarak dinlemesidir. Bu arada onu eleştirmek ve yargılamaktan
    kaçınılması önerilir. Bireyleri en çok tedirgin eden şeylerden biri başkaları
    tarafından eleştirilmektir. Empatik dinlemede birey karşısındakini ne över, ne
    yargılar ne de suçlar ama onu anlamaya çalışır. Bu anlayış insanların
    birbirlerine yaklaşmasına ve aralarında gerçeğe dayanan sevginin gelişmesine yol
    açar.

    1) Empatik İletişimin Ögeleri
    Bireyin karşısındaki bireyle empatik iletişim kurabilmesi için gerekli olan
    ögeleri şöyle sıralayabiliriz:

    a) Empati kuracak kişi, kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun
    bakış açısıyla bakmalıdır. Her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla
    bakar. Eğer bir insanı anlamak istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı,
    olayları onun gibi algılamaya ve yaşamaya çalışmalıyız.
    Empati kurmaya çalıştığımız kişinin rolüne kısa bir süre için geçmeli “sanki o
    kişi imişcesine” düşünmeye ve hissetmeye çalışmalı sonra tekrar kendi yerimize
    geçmeliyiz. Yani; kısa bir süre karşımızdaki kişinin yerine geçmeliyiz.
    Üst aceleyle içeriye giren astıyla empatik bir iletişim kursaydı, “Astımı, bu
    kadar telaşa düşüren bir olay olmalı” diye düşünür. Hemen telefonunu kibarca
    özür dileyerek kapatır ve astına sebebini sorardı. Olayı dinler, çözümler ve
    sonra “Herhalde ben de herhangi bir arkadaşımı o durumda görseydim aynı telaş ve
    korkuyu yaşardım” diye düşünürdü. Üst “sanki o kişi imişcesine” düşünmeden
    tekrar kendi yerine geçer ve astını görüşmek için yanına çağırırdı.

    b) Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve
    düşüncelerini doğru olarak anlamamız gerekir. Garip gelebilir, fakat çoğumuz
    iletişimin insandan insana bilgi aktarımıyla ilgili olduğunu genellikle
    unuturuz. Mesaj alan ve veren bireylerin farklı insanlar olduğu, bu insanların
    farklı ihtiyaçları, ilgi alanları, amaçları ve hayata farklı bakış açılarının
    olduğu unutulmamalıdır.
    Eğer üst, astının davranışlarını kendisini onun yerine koyarak anlamaya
    çalışsaydı “Onu çok iyi anlıyorum ama bu kadar da telaş olmaz ki… Yaptığı
    affedilir gibi değil!” diye düşünseydi; konuyu yanlış anlayacağından empatik
    iletişim de kurulmamış olacaktır.

    c) Empati tanımındaki son öge ise, empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik
    anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi (feed-back) davranışıdır. Karşımızdaki
    kişinin duygularını ve düşüncelerini tam olarak anlasak bile, eğer anladığımızı
    ona ifade edemiyorsak empati kurma sürecini tamamlamış sayılmayız.
    Birinci ögenin sonunda doğru empatik iletişim kuran üstün, görevini yerine
    getirdikten sonra astını yanına çağırması gerektiğini belirtmiştik. Üst astının
    davranışlarını doğru olarak anladığını ifade ettikten sonra; “Duygularının
    baskısı altında kalırsan hareketlerini kontrol edemezsin, bu da seni yanlış
    davranışlara götürür. Arkadaşın için duyduğun telaş güzel, fakat, odaya girişin
    ve olayı anlatışın yanlış. Heyecan anında duygularını şöyle şöyle (Bireyden
    bireye değişir.) kontrol etmelisin” diyerek açıklamada bulunması gerekirdi.

    Empatik iletişimde hem verici hem de alıcı empatik davranışlar göstermelidir.
    Diğer bir ifadeyle “İki birim (ast-üst) arasındaki duygu ve düşüncelerin doğru
    anlamlandırılması, hissedilmesi ve iletilmesini empatik iletişim” olarak ifade
    edebiliriz.

    C- HİYERARŞİ ve EMPATİK İLETİŞİM

    1) Hiyerarşi
    Hasan dört yaşındadır. İki yaşındaki kardeşi Hüseyin yaramazlık yapınca bir
    “şaplak” konduruverir ve “Bir daha yaramazlık yapma, büyüklerine karşı saygılı
    ol” diye ekler. Bunu gören babası Hasan’a bir “şaplak” kondurur ve “Sen
    kendinden küçükleri dövmeye utanmıyor musun?” diye bağırarak ekler. Hasan “Demek ki ben babamla yaşıtım (!)” diye düşünür. O sırada kapı çalar dede içeriye girer ve sevgili torunun ağladığını ve babası tarafından dövüldüğünü öğrenir ve babaya bir “şaplak” kondurur ve “Sen kendinden küçükleri dövmeye utanmıyor musun?” diye bağırarak ekler.
    Hasan ve Hüseyin aile kurumu içerisinde “Büyüklerin söylediğini yap,
    yaptıklarını yapma” söylemiyle karşılaşmışlardır. Gelecekte büyüklerinin izinden
    gitmeleri beklenen Hasan ve Hüseyin’nin aynı hatayı yapmaları beklenir. Çünkü
    problemin çözümünde dövmeme ve etkin iletişim yöntemlerini görmemişlerdir. Hasan
    ve Hüseyin “Büyük deli, küçük deli, beşikteki başını sallıyor...” atasözünü
    yanlış çıkartmamak için, toplumdaki rolleri yükseldikçe, kendi rollerinden aşağı
    rollerde ve statüde olan insanlara karşı aynı hiyerarşik yöntemi
    kullanacaklardır.
    Yukarıdaki örneğimizle aile içi hiyerarşiyi esprisel bir bakışla sunmaya
    çalıştık. Kurum içi roller, iş analizlerine göre planlanmaktadır. Sunulan
    hizmetin kalitesinin artırılması ise; kurumda çalışan her bireyin amaçları
    arasında sayılmaktadır. Bireylerin üretilen hizmete kolaylıkla ulaşabilmelerini
    sağlamak için ast-üst ilişkisine dayalı olarak kurumlar yapılanmaktadırlar.
    “Astlık-üstlük ilişkisi” hiyerarşi olarak tarif edilmektedir. Diğer bir ifadeyle
    hiyerarşi, kurumun “dikey” olarak yapılanması olarak adlandırılabilir. Ast-üst
    kavramları kurumun amaçlarını yerine getirirken sadece o kurum içi ilişkiler
    için geçerli olan kavramlardır.
    Dikey yapılanmada ast-üst kavramları bir silsile özelliği göstermektedir. Yani;
    üst olan birey, bir başkasının astı, ast olan birey, bir başkasının üstüdür.
    Kurum amaçlarını gerçekleştirmek için değişik roller belirlenmiştir. Kurumun
    amaçları açısından, roller önemli ya da önemsiz olarak ifade edilemez. Her rol
    önemlidir ve kurum açısından önem taşır.
    Roller “Devlet Memurları Kanunun”da değişik hizmet sınıfları olarak
    belirtilmiştir. Kurum içi rollerine göre bireyler, diğer rollerdeki bireylerin
    ya üstü ya da astı konumundadır.

    Yüksek Öğretim Kanununda öğretim üyesi ve görevlisi olarak bir ayırım
    yapılmaktadır. Ayrıca akademik ünvanlar; doktor, yardımcı doçent, doçent ve
    profesör şeklinde ast ve üst rollere ayrılmıştır. Aynı zamanda roller içerisinde
    kıdem esasına göre astlar ve üstler de vardır. Bu açıdan ünvanlı-ünvansız her
    personel birilerinin astı, birilerinin de üstü olduğunu akıllarından
    çıkarmamalıdır.

    2) Hiyerarşi ve Empati
    Ast üstünün kapısını çalar, selamını verir ve titizlikle hazırladığı yazıları
    imzaya sunar. Üst yazıları okuyarak imzalarken, ast saygı ifade eden duruşuyla
    ayakta beklemektedir. Telefon çalar ve üst telefonla konuşmaya başlar. On
    dakikalık konuşmanın sonunda yazıları imzalar ve ast selamını vererek odadan
    çıkar. Ast içeride kaldığı sürece “Üstüm bir üstünün yanında böyle bekletilseydi
    ne yapardı?” diye düşünür ve rahatsızlığını dolaylı yollardan başkalarıyla
    paylaşır ve üstüne de hissettirir.
    Üst astıyla empatik iletişim kursaydı; “Ben üstümle görüşmeye girseydim ve beni
    yarım saat ayakta bekletseydi ne yapardım?” diye düşünür ve telefondaki kişiye
    “bir saniye” der ve astını “İstersen burada oturup bekleyebilirsin, istemezsen
    dışarıda da bekleyebilirsin, telefon görüşmem bittiğinde seni çağırırım” diyerek
    rahatlattıktan sonra telefon görüşmesine devam ederdi.
    Kurum içi çalışmalarımızın gereklerini bir ast olarak yerine getirirken;
    üstlerimizden insan ilişkileri, meslek formasyonu ve ahlaki davranışlar olarak
    kendimize nasıl davranılmasını bekliyorsak, diğer kurumsal rollerde görevlerini
    yerine getiren bireylerin üstü olduğumuz düşüncesinden uzaklaşmadan ve “İğneyi
    kendine, çuvaldızı başkasına batır” esprisiyle astlarımızın da bizim
    üstlerimizden beklediğimiz davranışları bizden beklediklerini düşünerek hepsini
    astlarımızla paylaşmalıyız. Lord Cherstfield’in hayata dair söylediği şu söz bu
    konuda çok anlamlıdır: “Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, başkasına öğle
    davran.”
    Lord Cherstfield’in sözünü Jay Rifenbary tarafından altın kural olarak kabul
    etmektedir. Empatik iletişim içerin platin kuralı ise, “Başkalarına kendilerine
    davranılmasını istedikleri gibi davranın” olarak tanımlamaktadır.
    Üst astıyla yaptığı bir söyleşinin ardından arkadaşına, “Meslekte sevgi ve saygı
    kalmadı” der. Arkadaşının anlamlı bakışlarından kuvvet alarak “Şu konuşmaya,
    odaya girişe bak! Bunların hepsi asi” diyerek konuşmasını tamamladıktan sonra,
    biriken yazıları imzalatmak için üstünün yanına gider. Kapıyı çalarak içeriye
    girer. Üst bir arkadaşıyla konuşmaktadır. Konuşmayı keser yazıları imzalar ve
    astı dışarı çıktıktan sonra arkadaşına “Görüyorsun azizim kurumda sevgi saygı
    kalmadı, sorgusuz sualsiz içeriye giriyor” diyerek başını sallar…
    Kurum içi çalışmalarımızın gereklerini bir üst olarak yerine getirirken;
    astlarımızdan insan ilişkileri, meslek formasyonu ve ahlaki davranışlar olarak
    kendimize nasıl davranılmasını bekliyorsak, diğer kurumsal rollerde görevlerini
    yerine getiren bireylerin astı olduğumuz düşüncesinden uzaklaşmadan ve “Ne
    ekersen onu biçersin…” esprisiyle üstlerimizin de bizim astlarımızdan
    beklediğimiz davranışları bizden beklediklerini düşünerek hepsini üstlerimize
    göstermeliyiz.
    Astlar üstlerin, üstler de astların yerine kendilerini koyarak aralarındaki
    mesajları anlamaları, hissetmeleri ve bu durumu birbirlerine iletmeleri sonucu
    empatik iletişim kurulmuş olacak, böylece çalışanların mutluluğu sağlanmış ve
    bunun doğal sonucu verilen ürünün (mal-hizmet) kalitesi de artmış olacaktır.
    Hiyerarşik yapılanma içerisinde, ast-üst ilişkileri bağlamında kurulan empatik
    iletişim, HİYERARŞİK EMPATİK İLETİŞİM şeklinde ifade edilebilir.

    3) Empati ve Yaşamak
    Nasrettin Hoca eşeğinden düşer ve acıyla kıvranır. Başına toplananlar “Hemen bir
    doktor çağırın…” diye bağrışırken, Hoca “Bana doktor değil, eşekten düşmüş
    birini bulun…” diye bağırır.
    Hoca bu düşüncesiyle eşekten düşenin çektiği acıyı, en iyi, eşekten düşenin
    anlayacağını ifade etmektedir. Bireyler mevcut bilgileri ve deneyimleriyle
    durumu değerlendirerek empatik iletişim kurmakta ve anlamaya çalışmaktır. Olay
    bireylerce tam olarak anlaşılmamış olabilir ama bireyler tecrübeleriyle düşmeden
    kaynaklanan acıyı belirli bir oranda anlayabilirler.
    Empatik iletişimin ögelerinde anlamaya çalışmayı özenle vurgulamaya çalıştık.
    Olayı yaşamak kavramı, ne tanımın ne de ögelerin içerisinde ifade
    edilmemektedir. Çünkü empatik iletişim, olayları yaşamayı değil anlamayı
    öğütler. Anlamaya çalışma eğitimle geliştirilebilir.

    SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
    Kurumsal rollerinin gereğini yapmaya çalışan iki bireyin, sosyo-kültürel
    farklılıklarını ortaya koyup, gereksinimlerini karşılayacak bir çözüme
    ulaştıkları zaman, aralarındaki ilişkinin güçlendiğini deneyimler göstermiştir.
    “Yaşamımızın her kesiminde “üstler” ve “astlar” vardır. Üstler, kendileriyle ve
    astlarıyla ilgili konularda genellikle onlara hiç danışmadan karar alırlar ve
    astlarının bu kararlara uymalarını, üstelik istekle uymalarını beklerler.
    Üstlerin astlarından istedikleri verimi alabilmeleri; sevgi, saygı ve disiplini
    zedelemeden, iletişim sürecinde, ancak üst-ast kavramlarının unutularak etkin
    bir iletişim kurulmasına bağlıdır.”
    Hiyerarşik açıdan empatik iletişimin uygulanması kurum disiplinini zaafa uğratır
    mı? Kesinlikle hayır!… Empatik iletişimle, bireyler anlamaya çalışılmaktadır.
    Anlama basamağından sonra, gerekli ikazlar yapılmakta ve kurum disiplini
    korunmaktadır.
    Makalemizde ast-üst ilişkileri bağlamında verimli iletişim kurulmasında
    empatinin önemine değinmeye çalıştık. Bilgilerin tutum haline dönüştürülmesi
    hiyerarşik empatik iletişimi anlamlı hale getirecektir.
    G.W. Allport (1935) tutumu, “yaşantı ve deneyimler sonucu oluşan, ilgili olduğu
    bütün nesne ve durumlara karşı bireyin davranışları üzerinde yönlendirici ya da
    dinamik bir etkiye sahip ruhsal ve sinirsel bir hazırlık durumudur” biçiminde
    tanımlamaktadır.
    Hiyerarşik empatik iletişimin tutum olarak edinilebilmesi için yaşantı ve
    deneyimler sonucu oluşması gerekir. Bu yaşantı ve deneyimlerin ise, bir
    başlangıç noktası olması gerekmektedir. Örneğin; “İlk motorlu uçağın uçuşu ancak
    içinde bulunduğumuz yüzyılda mümkün oldu ve insanın, kontrol edebildiği
    araçlarla uçma düşleri gerçekleşti. 17 Aralık 1903 tarihinden sonra gerçekleşen
    ilk motorlu uçuştan sonra, kuşların yanında insan da gökyüzündeki yerini aldı.
    Gelişmeler o kadar hızlıydı ki 1909 yılında ilk jet uçağı havalandı.” Diğer bir
    ifadeyle M.S.1903 yılda motorlu araçla uçmayı başaran insanoğlu 6 yıl içinde ise
    jet motorla uçmayı başarmıştır.
    Ast-üst ve bireylerin birbirleriyle olan ilişkilerinde verimliliği artırmak ve
    kurumumuzdan eylem çelişkilerini kaldırmak için günlük yaşamımızda empatik
    iletişimi tutum haline getirme çalışmalarına hemen başlamalıyız.
    Bireyler arası ilişkilerde, gerçek manada insana değer vermeyi merkezine alan
    bir iletişimin kurulması, gündemdeki birçok problem ve kurum içi iletişim
    çatışmalarının çözümü olacağı düşünülebilir.
     

Sayfayı Paylaş