Çocuklukta ruhsal travma şizofreni riskini artırıyor

Konu, 'Şizofreni' kısmında google tarafından paylaşıldı.

  1. google

    google Aktif Üye



    Birçok ruhsal hastalığın, çocukluk çağında yaşanan travmalarla yakın ilişkisi var. Çocuklukta şizofreni riskinin temelinde de toplumsal travmalar, şüpheci, agresif ebeveynler bulunuyor.

    RUHSAL travma kavramı son yıllarda sıkça gündeme geliyor. Birçok ruhsal hastalığın, özellikle çocukluk çağında yaşanan travmalarla yakın ilişkisinin olduğu biliniyor. Panik, depresyon, takıntı, fobi gibi şizofrenide de çocukluk çağı travmalarının rol oynadığına dair yüzlerce araştırma yayınlanmıştır. Özellikle olmayan nesneleri görme, işitme, kokusunu ve tadını alma şeklinde beliren halüsinasyonlar travmayla çok yakın ilişkili bulunmuştur. Ruhsal travma sebeplerinden olan sefalet, sürgün, sosyal baskı, göç, bir azınlık üyesi olmak, kötü yerlerde yaşamak gibi yaşam kalitesini düşüren olaylar şizofreni riskini artırabiliyor. Bu tür olumsuz sosyal ortamlarda, anne-babaların çocukları için iyi bir model olamadıkları, buna bağlı olarak çocukların kişisel gelişimleri yarıda kaldığı, özgüven ve sosyal beceri seviyelerinin düştüğü ve şizofreniye yakalanma risklerinin arttığı belirlenmiştir.
    Toplumların en çok korktuğu savaşlar, şizofreni ve psikotik bozuklukların en sık sebepleri arasındadır. Savaşın bizatihi kendisi ve getirdiği zor şartlar özellikle çocuklarda ruhsal travma oluşturarak bu riski artırıyor. İkinci dünya savaşından sonra Hollanda’da yaşanan kıtlığın sebep olduğu şizofreni salgını çok meşhurdur. Kıtlığa maruz kalan çocuklarda artan şizofreni riskinin beslenme yetersizlikleri kadar anne-baba ilgisinin azalmasının, arzu edilen sevgi ve şefkat ortamının bulunamamasının bağlı olduğu düşünülüyor. Savaş ve şizofreni ilişkisiyle ilgili şöyle bir ilginç veri de söz konusu: Savaşlarda erişkinlerde şizofreni riski azalıyor, çocuklarda artıyor. Yani savaşlarda olan yine çocuklara oluyor.

    Sorunlu ebeveynin rolü
    Sorunlu annelerin yaklaşımları ve tutumları çocukluk çağı travmaları açısından son derece önemlidir. Endişe verici, agresif, ilgisiz, olumsuz duygulara sahip, insan ilişkilerinde aşırı şüphe yaşayan, kuşku uyandırıcı, düşmanlık oluşturucu anneler önemli bir ruhsal travma ve dolayısıyla şizofreni etkeni olarak görülüyor. Burada döven, hakaret eden, aşırı baskı yapan ve istismar eden baba ve yakın çevrenin de tıpkı sorunlu anne kadar risk faktörü olduğunu belirtmek gerekir. Bazı şiddet olaylarıyla ortaya çıkan şizofreni vakalarında bu tür bir alt yapı mutlaka araştırılmalıdır. Özellikle haksızlığa uğrama ve suçluluk duyuracak olaylardan sonra patlak veren şizofreni vakalarında bu tarz aile içi yaşantılara bağlı travma mutlaka araştırılmalıdır.

    TEDAVİYE BAKIŞI DEĞİŞTİREN BULGU
    ÖNCELERİ şizofreninin genetik ve biyolojik bir hastalık olduğu, tedavisinde ilaç harici bir yaklaşımın etkisinin olamayacağı inancı vardı. Ancak travma ve şizofreni üzerine yapılan araştırmalar aslen ilacın tek başına yeterli olamayacağını ortaya koydu. İlaç tedavisine mutlaka bir travma yönelimli terapi ve/veya psikososyal terapileri ekleme zorunluluğu vardır. Son dönemde klasik tedaviye ruhsal travma terapilerini eklediğimiz şizofreni hastalarında dramatik düzelmeler elde edebiliyoruz. Şizofreni hastalarının geçmiş yaşantılarındaki travmatik olayları tespit edip beyinlerini bu travmaların etkisinden kurtarmak amacıyla uyguladığımız EMDR terapisi, hastaların psikolojik, sosyal ve zihinsel performanslarını son derece artırmaktadır.

    Adnan ÇOBAN
     
    Psikolik bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş